Hakkımda

Fotoğrafım

dalyan , hadigari internetkafe , villa hadigari , ayfer arslan köklü
RSS

Dalyanlı Gezginler

İran

İRAN


Ülkemizden, 2 kat fazla yüz ölçüme sahip olmasına rağmen nüfusu neredeyse bizimle aynıdır. Med ve Pers imparatorluğunun devamı niteliğinde ki İran, binlerce yıldır bu coğrafyadadır. Bazılarına göre İlk, tek tanrılı din Olan Zerdüştlük bu topraklar da doğmuş ve hala bu topraklarda yaşatılmaktadır.

18.01.2019 Yaklaşık 3 yıldır İran'a gitme planları yapıyorduk ama bir türlü gerçekleştirememiştik. Hep araya başka ülkeler giriyor ve İran hep geriye atılıyordu. Sonun da Batum da iken, Pegasus'un promosyonunu görmüş ve 7 ay öncesinden biletimi kapmıştım. Ayfer'in okulu dolayısıyla yine bir 15 tatil klasiği olacaktı.
İlk kez Dalaman bağlantılı bir uçuş alabilmiştim. Sabiha Gökçen deki korktuğum 1.5 saat aktarma süresi sorun olmamış, Tahran'a da planlandığı gibi gece saat 3:20 iniş yapmıştık. Çoğu insan bu uçuşun saatlerini sorun olarak görse de biz bu saatleri lehimize çevirmesini bildik.
Tahran İKA hava limanının çok küçük olması ve gecenin bir yarısı sadece bizim uçuşun olması pasaport kontrolde ve valiz almamızda zaman kaybetmememizi sağladı ve saat 4 te, Arkadaşımız Majid'in bize ayarladığı Azeri taksici ile buluştuk.
19.01.2019 TAHRAN- KAŞHAN Tahran'da zaman kaybetmeden Kashan'a ulaşıp bugün Kashan'ı gezme niyetindeyiz. Taksi bizi 1 saat uzaklıkta ki Jonup Otobüs terminaline bırakacak,85 bin tümen karşılığı anlaşıyoruz. Hava limanı döviz bürosunda 1 TL :21 bin riyal olunca kur yüksek geliyor ve dolar yerine TL bozdurmaya karar veriyorum. 
Taksici Bizi Jonup'a bıraktığında saat 5 ve yarım saat sonrasına, 2 kişi 20 tl nin altı fiyata bilet alıyorum. Ata Erk'in İran gezimizde ki tüm otobüs yolculukları ücretsiz. 
İran'da otobüsler genelde bizdekilere göre daha rahat, otobüs aynı olmasına rağmen koltuk sayıları azaltılmış ve neredeyse tüm şehirlere birçok firmanın birçok seferi var. Bileti önceden almak mantıklı değil çoğu zaman. Çünkü otogara ne zaman giderseniz zaten bilet buluyorsunuz ve petrol ucuz olduğu için biletler inanılmaz ucuz.
Otobüste top kek ve meyve suyu ikramları yapılıyor bizde ki çay kahve ikramları yok ama muavinler var ve yolda mola sayıları çok az. Otabüsler bizde ki dolmuşlar misali yollardan yolcu alarak ve bırakarak ilerliyor, ve muavin yolcu toplamak için ''kashan, Kashan'' diye bağırmayı ihmal etmiyor.
3.5 saatte Kashan'a varıyoruz. Şöför bizi şehir merkezinde indirmek istiyor. Çünkü tüm yolcular orada iniyor biz terminal de israr edince mecbur bizi terminal'e bırakıyor. Terminal Kaşan'ın biraz dışında biz sırt çantalarımızı terminal'e bırakıp rahat dolaşma peşindeyiz. Birde couchsurfing'den bulduğumuz ev sahibimiz ile otogarda buluşacağımızdan çantaları burada bırakmanın mantıklı olduğunu düşünüyoruz.
Otogarın hemen çıkışında İran'ın yerel Uber'i diyebileceğimiz Snapp taksi denk geliyor. Telefonumuza uygulamayı indirdik fakat uygulama İran hattıyla kuruluyor, İran hattımızı bir arkadaşımız bize aylar öncesinden almıştı fakat hattımız henüz kapalı.
Haritaya göre bize en yakın nokta Kashan Pazarı 5 km civarı uzaklıkta, taksi bizden 50 bin tümen(2,5 TL) para isteyince itiraz etmeyip hemen kabul ediyoruz.
Sabahın erken saatinde pazar henüz tam olarak açılmamış dükkanların çoğu kapalı. Biz birçok şehirde İran'ın bu pazarlarını bol bol ziyaret edeceğimizden söyle bir göz atalım hemde varsa kahvaltı yapalım diyoruz. Ama maalesef kurutulmuş meyve dışında bir şey yok yiyecek olarak, bizde ilerde atıştırmalık olur ve Ata Erk çok sevdiği için kuru dut alalım diyoruz ama satıcılar anlayamadığımız bir sebepten bize satış yapmıyor. Buranın dindar oluşunun bizi Avrupalı sanmalarından mı ? (pek benzemiyorum ama) yoksa küçük bir miktar alacağımızdan mı bilemiyoruz. Sonra taa pazarın içlerinde bir satıcıdan alışveriş yapıp pazardan ayrılıyoruz. İnternetsiz gezmenin zorluğunu bildiğimizden elimizde ki İrancell hattını açtırmanın peşine düşüyoruz. Bizim bildiğimiz gibi İran'da telefoncular hat satıp, açma kapama işi yapmıyor. Telefoncu sadece telefon satıyor. Biz de aradığımızı bulamayınca yerelden yardım istiyoruz. Bize tariflerden bir türlü aradığımızı bulamayınca amcanın birisi dükkanını kilitleyip düşüyor önümüze, bir 10 -15 dakika bize kılavuzluk edip aradığımız bulmamıza yardım ediyor ve dükkana gelince de derdimizi oradakilere anlatıp oradan ayrılıyor. Yabancıların İran hattı alamadığı söylense de bu doğru değil, pasaportunuzu gösterip bir 10-15 dakika zaman ayırıp birde 10 tl civarı para verip hattınıza kavuşuyorsunuz. Biz birde 5gb internet paketi alıyoruz, 15 günlük gezimiz boyunca fazlasıyla yetiyor. Bize 1-2 saat sürer demişlerdi fakat
hattımız ve İnternetimiz hemen 10 dakika içinde açılıyor . Bu işimizi de halledince ilk Agha
Bozorg Camii'ne gidiyoruz yolda kahvaltılık bir şeyler denk geleceğine eminiz :)
Aç olsak ta Camii, geniş avlusu hoş mimarisiyle etkiliyor bizi, İran mimarisiyle ilk tanışmamız olması sebebiyle ilgimizi çekiyor. İran da Müze girişleri genelde 15 bin ve 20 bin tümen (7,5 - 10 TL) Küçük bir para gibi gözükse de, bir süre sonra bütçemiz de en büyük kalemin müze girişleri olacağını fark ediyoruz.
Sonra Kashan'ı diğer şehirlerden ayıran ve neredeyse her köşe başında bulunan, Tarihi eski Kültür evlerine uğramaya karar veriyoruz. Aslında listemizde en güzellerinden 2 tanesini seçmiştik ama o kadar çok yolda bu evlerden görüyoruz ki, kendimizi içine dalmaktan alıkoyamıyoruz. 1800 lü yıllar da yapılan bu konakların ortasında geniş avlular hatta havuzlar bulunuyor. O dönemin zenginlerinin evleri olan bu konaklar şuan ziyaretci bekleyen müzeler durumunda, bizde ziyaret etmeden geçmiyoruz.
Açlığımızın iyice artmasıyla listemizde hem görülecekler olarak giren, hem de iyi bir restaurant olarak gözüken Ameriha Hotel'e gidiyoruz. Otelin Restaurant'ı krallar gibi hissettiriyor bize gerçekten çok şık bir mekan. Açlıktan mı bilinmez yemekleri de fiyatları bizi çok memnun ediyor. İran'ın kebaplarıyla ilk tanışmamız burada gerçekleşiyor.  
Sonra hemen karşıda ki Sultan Amir Ahmad Hamamına giriyoruz. Hamam sadece müze konumunda aktif değil içini gezip görebiliyorsunuz, çatısının harika görüntüsüne çıkmamıza izin verilmiyor kapalı olduğu söyleniyor. Tam hamam girişinde İstanbul Tahran uçağımızdan başka Türk gezginlerle karşılaşıyoruz. Direk hava limanından 15 euro karşılığı 4 kişi taksi
tutup gelmişler, aynı saatlerde ulaşmış olmamıza karşın taksi ile direk gelmekte çok mantıksız değil, iyi bir pazarlık yapılıp bu yolda izlenebilinir.
Kafamızda, taksi mi yoksa otobüs mü mantıklının hesabını yaparak Borujerdiha  Historicaln Hause'un yolunu tutuyoruz yaklaşık 5 dönüm üzerine yapılmış bu tarihi köşkün, 40 odası ve 200 kapısı bulunuyormuş, cam ve ayna işciliğinin konuştuğu bu konağın rakibi ise Tabatabaei  Historicaln Hause, 2 konağı
da yapan aynı usta fakat ilk konak baba evi ikinci konak koca evi olmuş konağın hanımının ve söylendiğine göre damat kayınbederine nispet olarak daha büyünü yaptırmış, ve kızın gönlünü kapmış, yüzyıllardır muhabbet aynı yani, hanımların gözü erkeğin evinde :)
Çok yorgunuz nedense biz kendimizden beklediğimiz performansı alamıyoruz. Onun
için listemizde ki Silk Hills'e gitmekten vazgeçiyoruz. Burası İran'ın 7000 yıldan daha eski bir medeniyet olduğunu ıspatlayan tarihi buluntuların olduğu bir yer hala kazılar devam ediyor ama biz burayı atlayıp, Fin Garden'a gidiyoruz. Buranın saat 4 te
kapanacağı söylense de, daha geç saate kadar buranın içinde ki kafede ev sahiplerimiz Abdullah ve İman'ın aramasını bekliyoruz. Bahçe çöl ortasın da bir vaha gelebilir yaz günlerinde ama kışın soğukta çok cazip gelmiyor bize, Kashan soğuk ocak ayında Fin Garden daha da soğuk. Unesco  dünya mirası listesinde ki bu bahçeyi biz kafe de soba başında oturarak geçiriyoruz.
İran'da doğal gaz ucuz olduğundan her yerde gürül gürül doğal gaz sobaları yanıyor bizde yanına kıvrılıveriyoruz kedi misali. 
Abdullah ve İman buluşmak için aradığında hala aynı soba başındaydık, taksiye atlayıp otogara gidiyoruz, bize sıcak bir karşılama yapıyorlar, arabalarına atlayıp evlerine gidiyoruz. Abdullah bekar İman ise evli olmasına rağmen eşi ile ayrı şehirlerde yaşıyorlar. Abddullah Azeri, İman Kaşkai Türkü. Olabildiğince Türk aileler seçmeye çalıştım couchsurfing'ten daha iyi kaynaşmak için. Evleri güzel, insanlar sıcakkanlı ama klasik bekar evi, zaten yeni taşınmışlar tam olarak yerleşememişler. 
Hemen kaynaşıyoruz 40 yıllık arkadaşız gibi, önce telefonuma Snapp proğramımı kurmama yardımcı oluyorlar sonra bir türlü düzen tutmayan, internetimi ayarlayıveriyorlar. İrancell hattımı takınca internet ayarları otomatik gelmeyince teker teker tüm ayarları manuel yapıyorlar, iyi ki onlarlayız yoksa işimiz çok zor. Wattsapp dışında hiçbir proğram kullanamıyordum artık internet hizmetimde. 
Ertesi sabah bizi erkenden araç alıp Abyenah ve Verzaneh çöl turu sonrası İsfahan'a bırakacak. Konum gönderdiğimiz ve aylar öncesinden anlaştığımız Lotfollah, son anda cıvıtmaya başlıyor. Yok ertesi sabah hava çok kötüymüş Abyenah'ta kötü kar yağışı varmış, çocuğumuz hasta olurmuş vs. Bizde isteksiz davranan Lotfollah'tan başka seçenekler aramaya başladığımız anda Abdullah bize aynı turu yaptırabileceğini söylüyor. Kendisi isfehanlı ve o bölgeyi iyi biliyor. Bizde tercihimizi, evinde kaldığımız bize kendi yattıkları sıcacık odayı veren ve bize akşam yemeği ısmarlayan yüzümüzün alıştığı ve çok sevdiğimiz bu gençten yana kullanıyoruz. Lotfollah ile 50 euro'ya anlaşmıştık ama gelince gördük ki burada 50 euro çok fazla bir para,1 lt benzin 40 kuruş ve benzin pahalı geldiği için insanlar lpg taktırıyor. Bunu duymak ülkenin ekonomik durumunu anlamaya yetiyor.
20.01.2019: Abyenah - Verzaneh : Abdullah sabah çok erken saatte işe gidiyor, burada gün çok erken başlıyor. Saat 7 de iş başı yapıyormuş, bizde saat 8 de İman ile yola çıkıyoruz. Abyenah, Kashan'a 90 km uzaklıkta ama son 15-20km yol bozuk olduğu ve yolda kahvaltı için durduğumuzdan 2 saatten daha fazla sürüyor köye varmamız. Köye girişte İran'ın tüm şehirlerinde gördüğümüz Irak savaşında şehit olanların resimleri
asılmış ve Koca bir savaş uçağı konulmuş, iler ki günlerde görüyoruz ki, bazen bu bir tank oluyor bazen hucum botu tüm savaş araçlarını sergilemiş İran. 8 yıl süren, Irak savaşı hala hatırlatılıyor böylece. Sonra ilerde ki yer altına yapılmış ambarları görüyoruz. İnip hem resimlendiriyorum hemde bulmuşken biraz kar
oynuyoruz. Sabahın bu saatinde sokaklar bomboş yerler karla kaplı bazı buzlanma dolayısıyla epey kaygan. Kerpiçten evleriyle ünlü bu köy, kendine ait dili ve kendine özgü kıyafetleriyle ünlü, Unesco listesine aldıktan sonra köye ilgi artmış Köy girişinde 1 otelide mevcut ve köye giriş ücretli. Tek sorun ulaşım, köye herhangi bir toplu taşıma bulunmuyor, Tek seçenek Kashan veya İsfahan'dan taksi ile ulaşmak. Bir süre köy içinde gezip tarihi evleri inceledikten sonra karın da etkisiyle bu güzel köyden ayrılmak zorunda kalıyoruz.
Sonrasında bizi uzun bir yolculuk bekliyor. 300 km araç içinde yolculuk yaptıktan sonra Verzene'ye ulaşıyoruz. Burada bir marketten peynir ekmek alıp yolumuza devam ediyoruz. 15-20km sonra Çöl gözüküyor karşıdan heyecanlanıyoruz. Biz çöl turu denince başka bir şeyler düşünmüştük ama burada yapılan, çölün başlangıcına bir işletme kurulmuş buraya ana yoldan 1-2 km saptığınızda ulaşıyorsunuz. İşletme de Atv, 4x4 jeep ler, hatta develer sizleri bekliyor, ister girişte küçük bir giriş ücreti karşılığı sadece çölde birkaç resim çekilip dönebilir veya bu çılgın arazi araçlarını, çılgın şoförlerin arkasında adrenalin dolu dakikalarla süsleyebilirsiniz. Biz develerle gidilip belirli bir yol sonunda çöl ortasında çadırlarda konaklandığını düşünmüştük ama aksine çadırlar bu başlangıç noktasına kurulmuş, hatta sadece çadırlar değil otel şeklinde betonarme odalarda konulmuş. 
Buralara gelmiş ve fiyatı da gayet ucuzken, sanırım 10-15 tl civarıydı Atv deneyeyim diyorum. Aman alla hım, kum tepelerinden resmen uçarak geçen, son hızda giderken ön tekerlekleri kaldıran, çılgın bir şoföre denk geliyorum. Korkudan öyle bir yapışıyorum ki, yavaş diyemiyorum, ben ses çıkarmadık ca, o da beni caydırmak için daha da sürat yapıyor. Ben dur yeter diye bağırmaya başladığımda, çocuğun sırıtması korkutuyor, bu iş kolay kolay bitmeyecek. 10 dakikalık bu gezinti bana saatler gibi geliyor..
Atv sonrası kum tepelerini yaya olarak keşfediyoruz. Sonrasında buradan ayrılıp tuz gölüne  doğru yola çıkıyoruz. Tuz gölü çölden
60 km uzaklıkta olmasına rağmen yollar kumlarla kaplı olduğundan, yolun bir yerinde kuma batıyoruz.Bu bölge ıssız, İman aracı çıkarmaya çalışırken, yolun hemen üstünde 4x4 bir jeep'i fark ediyorum. Yardım istiyoruz, film çekimi yapan bir ekip işleri bitince gelip bizi araçlarıyla asılıp çıkarıyorlar. Kumda araç kullanmak için hızlı olmak şart yoksa batıyorsunuz, biraz gaza basınca tekrar
batmaktan kurtuluyoruz.
Tuz gölü, hala tuzunun kamyonlarla alındığı bir sağa, kapısında tuz yüklü araçların tartmak için kantarı bekleyen görevliler var. Bizim turist olduğumuzu görünce para bekliyorlar ama İman onların işinin bu olmadığını söyleyip para vermemizi engelliyor. Koskoca bir alan bembeyaz ve çok güzel bir görüntüye sahip, akşamında olmasıyla, yolda tekrar çakılır mıyız, endişesiyle karanlık çökmeden ayrılıyoruz. 
İsfahan'a vardığımızda gece oluyor. Couchsurfing evimiz şehrin biraz dışında ve İman'ın evi bulması zaman alıyor. Ama aile tam kadro heyecanla bizi bekliyor.
kurtuluyoruz.

21.01.2019 iSFEHAN Yeni ev sahibimiz Amir'in 2 çocuğu var ve çocukları ingilizce öğrensin diye bol bol evine Couchsurfing'den misafir kabul ediyorlar. Daha 1 hafta önce bizim gibi Rus bir aileyi kabul etmişlerdi. Gelmeden birçok aileyi facebooktan takip etmiştik Amir gibi hem onları daha iyi tanımak, hem de acemisi olduğumuz ve biraz da çekindiğimiz bu couchsurfing e ısınmak adına.
Evlerine girer girmez kafamızda ki tüm çekinceler ortadan kalkıyor, o kadar samimi içten ve sıcakkanlılar ki, çocukluğum aklıma geliyor. Dalyanın turizmle yeni tanıştığı yıllar tek tük yabancıların geldiği zamanlardı. Ünlü Kaptan June  mahallemize yeni taşınmış sünnet düğünümüze çağrılmıştı, o kadar gözde bir konuktu ki, tüm Dalyan üzerine titriyordu. Bende tanınmadığım bu evde kendimi çok değerli bir konuk gibi hissediyorum.  
Çok geç gelmemize rağmen bizim için akşam yemeği hazırlamışlar ve biz gelmeden kendileri de yememişler. 
Sabah evlerinin üst katında bize özel verdikleri daireden uyanıp aşağıya iniyoruz. Amir işte olmasına rağmen eşi ve küçük kızı evde, eşi Kaşkay Türkü olduğundan yarı Türkçe yarı ingilizce anlaşıyoruz. Snapp denememiz bu bölgede başarısız olunca yardım istiyoruz fakat onlarda başaramıyor. İsfahan da çift plakalıların bir gün, tek plakalıların diğer gün trafiğe çıktığı söyleniyor, onun için kaldığımız bölgede snapp olmuyormuş mantıksız gelse de sorgulamayıp, sokağa çıkıyoruz, durdurduğumuz ilk taksi bizden 15 bin tümen
isteyince atlıyoruz. İlk durağımız Naks-ı Cihan Meydanı taksi hemen girişinde bırakıyor ama bizim derdimiz kahvaltı, hemen meydanın girişinde otelin restaurantına kapağı atıyoruz. Kahvaltı vermediklerini söyleseler de, omlet menemen yapmaya ikna ediyoruz ve afiyetle karnımızı doyuruyoruz. 
Meydan, İmam meydanı olarak ta anılıyor dünyanın en büyük 2. meydanıymış ve 1629 yılında 31 yılda tamamlanmış.513 mt uzunluğunda 163 mt genişliğinde bir futbol sahası düşünün, kale direklerinin birinin
olduğu yerde defasa bir camii (mescid-i Şah), karşı kalede ise koskocaman bir kapalı çarşıya açılan kapı. Yedek kulubesinin olduğu yerde Ali Kapı Sarayı, karşısında ise Şeh Lutfullah Camii. Sahanın ortasında kocaman bir havuz çevresinde faytonların gittiği bir yol ve tüm meydanı saran yüzlerce dükkan. Bu meydanın yaklaşık 500 yıl önce planlanıp yapıldığına inanmak çok zor. Bu meydan dünyanın başka bir yerinde olsa insan seli oluşurdu sanırım ama biz gittiğimizde neredeyse bomboştu. Tüm İran'da çok nadir yabancı turist gördük. Bu meydanda birkaç uzak doğulu dışında neredeyse hiç Avrupalı görmedik. Genelde hep İranlı yerli Turistler var. Bu kadar dükkanın bu kadar az müşteriyle nasıl ayakta kaldığını anlamakta zorlanıyorum. Meydanı çevreleyen dükkanlara göz atıyoruz ilk sonra kapalı çarşıya dalıyoruz. Kapalı çarşıda kaybolmamak imkansız o kadar karışık ve büyük ki, tüm dükkanlarda 1 dk harcasanız sanırım 1
haftanız burada geçer. Yorgunluğunda etkisiyle bir kahve içelim diyoruz. Yine bir iş yeri sahibine soruyoruz bizi alıyor labrent gibi çarşıda 10 dk lık yürüyüşten sonra adrese teslim ediyor. Bir daha esnafa adres sormamaya karar veriyoruz çünkü adamları işinden ediyoruz. Kahve sonrası 7 katlı Ali Kapı Sarayını geziyoruz. En üst katından meydanı seyretmek çok güzel, en yoğun turisti de burada buluyoruz, herkes fotoğraf çekme telaşında. Sarayın iç duvarlarında ki çiniler sökülmüş yurt dışına kaçırılmış, bomboş duvarlar görüyorsunuz.
Sonrasında meydanda ki, Şeh ve Lutfullah camilerini de gezip, Chahar Bagh caddesine geçiyoruz. Cadde ağaçlarla kaplı yürüyüş yapmak için gayet hoş. Ama bu saatlerde epey boş, Vos vos Minibüslerde kahve satanlardan başka neredeyse tüm dükkanlar kapalı. Bizde yürüyüşün ardından, Çehel sutun sarayına geçiyoruz. Buranın adının saray olduğuna bakmayın sade bir yapı, öyle çok görülecek de bir şey olmadığından, dışarıdan şöyle bir göz atıp, içeriye girmenin gerekmediğini düşünüyoruz. Sonra sokaklarda
holta atmaya insanları gözlemlemeye başlıyoruz. Bugün gezdiğimiz tüm mekanlar, meydan çevresinde ve yürüyerek gidilebilecek uzaklıkta olduğundan listemizi erkenden bitirdik. Bizde İran'ın güreş antremanlarının yapıldığı, zürhaneleri görmeye karar veriyoruz. Listemizde bir tane var ama burası sadece turistlik amaçlı olduğundan, biz gerçek bir tane bulabilirmiyiz'in arayışına giriyoruz. Bulduğumuz bir taksici istediğimiz yere bizi götürebileceğini söyleyince atlıyoruz. Evet geldiğimiz yer, yerel halkın kullandığı gerçek bir Zorhane, fakat sadece saat akşam 8'de başlıyor antremanlar ve 1 saat kadar sürüyormuş. Burası, Ali Qoli Aga Hamamı Müzesi ve Zorhanenin de bulunduğu Spor Kompleksiyle birlikte yerel halka hizmet veren büyükçe bir yer. Geldiğimizde saat 5
civarı ve kadınlar kendilerine ayrılan bölümde jimnastik yapıyorlar, tabi ki benim girmem yasak. Ama zorhaneyi bekleyen Kaşkay Türkü amca sayesinde Ata Erk ile birlikte zorhane içinde kendi çapımızda antrenman yapabiliyoruz. Sonra 8'de dönmek üzere oradan ayrılıyoruz. Zorhane'den yürüyerek Siosepol köprüsüne yürüyoruz 1 saatten fazla sürse de zaman sorunumuz yok. Köprüye geldiğimizde gün batmak üzere köprüyü hem yukarıdan hem aşağıdan, hem aydınlıkta hem karanlıkta teftiş ediyoruz. Nehrin
Köprü altında Kafe
kurumuş olduğunu ve yıllardır su akmadığını öğreniyoruz. Bu devasa köprüyü yaptıran nehir nasıl kurumuş anlamak zor. Sonra bu nehir üzerinde ki diğer ünlü köprü olan Khaju'yu görmeye geçiyoruz. Bizim bilmediğimiz ise burada bu 2 ünlü köprü arasında başka 2 köprünün daha olduğu, ilk köprüyü görünce geldik diyoruz ama sadeliği ve yeni duruşu aradığımızın bu olmadığını söylüyor sonra ki köprüde ise bulduğumuzu düşünüp köprünün ayakları altında ki kafeye sığınıyoruz. Birer Türk kahvesi yudumluyor, dışarının soğuğundan sonra sıcacık ortamın zevkini tadıyoruz. Ortam ve mekan, Zurhanede antrenmanları beklemek için gayet uygun. 1 saatten fazla bu bu mekanda zaman geçirdikten sonra ana yola çıkıp, Snapp

taxi çağırıyoruz. Ama taksici bizi arayınca çevremizde konuşturacak kimse olmadığından, bizde derdimizi anlatamadığımızdan araç bizi iptal ediyor. Snapp uygulamasının en büyük sorunu malesef bu. Bizde yoldan geçen bir taksici durdurmak zorunda kalıyoruz, saat 8'e gelmek üzere. Zurhaneye geldiğimizde çalışmalar başlamış, ısınma hareketleri yapıyorlar. Ama hala salona gelip katılımlar var. Tribünde
tek seyirci biz değiliz. Birkaç İranlı da bizim gibi seyretmeye gelmiş. Tam karşımızda yüksek ce bir yerde 2 kişi darbuka çalıp ritim tutuyor, sporcular da ritim eşliğinde hareketler ediyor. Isınma sonrası, daha da hareketleniyorlar Şınov tahtası olarak adlandırdıkları kalın ve ağır ahşap la putlarla aerobik hareketler yapıyorlar. Daha profesyonel olanlar sırayla ortaya geçip, hünerlerini sergiliyorlar. Ata
Erk'in o kadar hoşuna gidiyor ki, ayrılmak istemiyor. 1 saat sonunda zar zor ikna edip oradan ayrılıyoruz. Gece vakti burada taksi bulmak biraz zor, biraz şehre doğru yürüyoruz sonra açık bir pizzacıya yanaşıp yardım istiyoruz. Pizzacı da tüm personel yardım için deli divane oluyorlar, İran'da çoğu insan Snapp kullandığından bize taksi çağırmalarını istiyoruz. Biz kendimiz denemiyoruz. Sabah evden çıkarken ev sahibimize adresimizi bir kağıda Farsca yazdırmıştık çok iyi yapmışız, Kolayca Taksi gelince atlayıp evimize gidiyoruz. Evde ev sahiplerimiz dört gözle bizi bekliyor. Ata Erk yeni Arkadaşıyla oynarken bizde günün kritiğini yapıyoruz.
22.01.2019 İsfahan : İsfahan'da 2. günümüzde biraz geç kalkıyoruz. Ev sahibimiz ile kahvaltı yapıyoruz sonrasında vedalaşıp oradan ayrılıyoruz. İlk otogara gidiyoruz
biletimizi çantalarımızı koymak için bir yere ihtiyacımız olduğundan erkenden alıyoruz. Firmaya çantalarımızı bıraktıktan sonra Snapp çağırmalarını istiyoruz bizim için sonra taksiye binip Ermeni mahallesi Culfa'ya gidiyoruz. Mahalle sanki bir Avrupa kenti izlenimi veriyor, gayet modern ama pahalı. İlk Vank Katedrali'ne gireceğiz öncesinde markete girip birkaç bir şeyler alalım diyoruz. Markette görüştüğümüz Ermeni bir abla ile epey muhabbet ediyoruz. Kilise içinde ki soykırım müzesine inat Türk olduğumuzu duyunca çok seviniyor. Abladan aldığımız enerji ile Kiliseye dalıyoruz. Giriş ücreti
30 bin tümen, bu tüm İran gezimiz boyunca verdiğimiz en yüksek giriş ücreti oluyor. Bunun bir çaresine bakmak lazım deyip çözüm aramaya başlıyoruz.
Kapıdan girince Kilise ve Müzenin de bulunduğu avluya ulaşıyorsunuz.İçerisi epey kalabalık ama tek yabancı Turist biziz. İran'da en büyük azınlık gurup, Ermeniler.İran devriminde Bir çoğu Avrupa ve Amerika'ya göç etmiş olsa da hala 100 bin Ermeni olduğu söyleniyor. Azınlıklar doğal yaşamda İran kurallarına uymak zorunda olsalar da dinlerini özgürce yaşayabiliyorlar. Diğer azınlıklar ise Zerdüştler, Bahailer, ve Yahudiler. 
Kilise çıkışında uçak bileti soruyoruz, Kiş adasından Tahran'a dönmemiz lazım son günümüzde, 300bin tümen fiyatın dahada düşeceğini umut edip almaktan vazgeçiyoruz.
Yolda birkaç dönerci görmüştük oraya gidiyoruz. Bu bölge bildiğimiz tatları satan
Değişik ama Lezzetli Turşu Yapıyorlar.
dükkanlarla dolu ama dediğim gibi fiyatlar yüksek ama tüm İran'da olduğu gibi servisler çok yavaş. 3 ekmek arası döneri alabilmek için bizden başka hiçbir müşteri olmadığı halde yarım saate yakın bekliyoruz ki, işletmede 3 personel çalışıyordu. Döner bizdekine yakın ama ismi Kebab Türki olarak satılıyor. Ayranları ise ya gazlı yada otlu, sade ayranın da satıldığı söylense de biz hiç bulamadık. Sade denilerek aldıklarımız az otlu ydu (sanırım nane) Biz tadından çok hoşlanmadık. Alkol yasal olarak satılmadığından, birçok alkolsüz bira satılıyor ve birçok gazlı meyveli içecekleri var. 
Karnımızın da doymasıyla, kendimizi yollara vuruyoruz. 5km lik şehir turu yaptıktan sonra
Khaju köprüsüne ulaşmayı düşünüyoruz. Buralar daha modern, arabalar şehrin diğer  taraflarına göre daha pahalı. Ama her köşe başında gördüğümüz sadaka kutularından buralarda da bol bol var. Sadaka kutularına hiç para atana denk gelmedik ama hiç dilenci de görmedik. Bu kutular da para toplanıyor mu, toplanan paralar nasıl kimler ve tarafından kimlere dağıtılıyor bilmiyorum ama gerçekten, bu kutularla uğraşmak için ciddi ekip gerekli.çünkü her şehirde binlerce var.
  
Köprüye planladığımız gibi akşamüzeri ulaşıyoruz. Kurumuş nehir yatağında bir süre Ata Erk'le oyunlar oynuyoruz. Sonrasında köprüye yaklaştığımızda Köprü altı seronomileri çoktan başlamış, 3 ayrı gurup toplanmış şarkı söylüyorlar. Özellikle bir gurup bizim çok hoşumuza gittiğinden onlara doğru yöneliyoruz. Yaşları epey ilerlemiş bu amcalar bazen sırayla, bazen hep birlikte bazen atışırcasına seslendiriyorlar ki parçalarını, anlamasak ta
şarkılarını büyüleniyoruz. Kameralarımızı görünce heyecanlan salar da bir süre sonra alışıyorlar. Bize yarım saatlik konser veriyorlar. Sonrasında onları şarkılarıyla bırakıp, 
Naks-ı Cihan Meydanı na doğru yürüyüşe geçiyoruz. Bu sefer 3 km lik bir yolumuz var. Tam akşamüzeri olduğu için sokaklar dolup taşıyor, İran'da halk sokağa çıkmak için akşamı bekliyor. Sabahtan beri kapalı olan birçok işletmeler akşama doğru açılıyor. Sanırım yazın sıcaklığından kalan bir alışkanlık. Gördüğümüz tüm şehirlerde böyle.
Meydanında akşam daha kalabalık olacağını düşünmüştük ama yanılıyoruz. Kapalı çarşı epey kalabalık olmasına rağmen, meydan gündüz olduğundan daha da sakin. Bir süre meydanda olta atıp sonra taksiye atlayıp otogara gidiyoruz. Otobüsler saatinde kalkıyor, İran'da ama bu kez otobüs saatinden geç Yezd'e varıyor ev sahibimiz ve diğer misafiri geç saatte olmasına rağmen bizi bekliyorlar. Yezd deki ev sahibimiz İsmail daha önce Türkiye'de çalışmış çok iyi Türkçe konuşuyor. Misafir ise yine Couchsurfing den, Ali. Ali'de uzun süredir İran'da geziyor ama istikametler ters biz onun, o bizim yolumuzdan devam edecek. Gece geç saatlere kadar gezgin muhabbeti sonrasında yatıyoruz.
23.01.2019: YEZD


  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

ERMENİSTAN

ERMENİSTAN


Konya ilimizden daha küçük bir yüz ölçüme ve 3 milyon nüfusa sahip komşumuzdur. Dağlık Karabağ yüzünden Azerbeycan ile papaz olmaları sebebiyle bizim de sınırlarımızı kapattığımız, elçiliğimizin dahi bulunmadığı komşu ülkedir. 

Tiflis'den bindiğimiz tren gece yarısı Ermeni sınırına ulaşıyor, trene binerken yapılan pasaport kontrolünde sınırda vize alacağımızı söylediğimiz için kompartıman görevlisi bizi uyandırıyor, Trenden inip hemen önünde durduğumuz binaya giriyoruz. Bir görevli bizi alıp kendi odasına götürüyor. Bir çok kişinin görevlilerin zorluk çıkardığı, rüşvet istediği vs. yorumlarından sonra tırsmıyor da
değiliz ama görevli çok alakalı ve çok sıcak kanlı. Tüm işlemlerimizi 10 dakika içinde hallediyor. Görevli kaç gün kalacağınızı, nerede konaklayacağınız ve ne için geldiğinizi yazıyor forma ve bizden imza istiyor. Online vize de alma şansınız var ama 31 dolar olduğu için biz kapıda almayı tercih etmiştik. Kapıda vize için fotoğrafta istenmiyor ve vize ücretini dolar veya Gürcü parası olarak ta ödeyebileceğim söyleniyor. Biz Lari olarak ödemeyi tercih ediyoruz ayrıca çocuklardan da vize ücreti alınmıyor.
Ayrıca Ata Erk için Tren Bileti de almamız gerekmemişti bizimle seyahat edebileceği söylenmişti. Vizelerimiz başka bir odada hemen basılıp pasaportlarımıza yapıştırılıyor. Ata Erk kucağımızda uyanmadan biz işlemlerimiz halledip trene geri dönüyoruz. Bizimle birlikte vize alan birkaç Çinli daha var
Gürcüler'den vize İstemiyor Ermeniler.
Trene bindikten sonra başka bir görevli gelip tüm trendekilerin pasaportlarına giriş damgası basıp trenden ayrılıyor, bizde uykuya devam ediyoruz.
Erivana sabahın erken saatlerinde varıyoruz. Terminalde neredeyse kimseler yok zaten Tren Garı tadilatta, biz gelmişken dönüş biletlerimizi alalım diyoruz ve 1 saate yakın Gişelerin açılmasını bekliyoruz. Bilet aldığımız bayan da çok ilgili Türk olduğumuzu duyunca alakası daha da artıyor, Türk dizisi hayranıymış ama saydığı dizilerden maalesef biz haberdar değiliz. Biletlerimizin fiyatı dönüşte biraz artıyor Klimalı kompartıman almışız bilmeden, iyi ki de öyle olmuş çünkü dönüş gündüz saatlerine de denk geldiğinden, trende sıcaktan kavrulmak elde değilmiş dönüşte anlıyoruz.
Biletlerimizi de aldıktan sonra hemen tren garının alt katından para bozduruyoruz. Kahvaltılık birkaç poğaça tarzı bir şeyler de aldıktan sonra hemen oradaki Metroya binip merkeze gidiyoruz. Metroda da yardımsever biriyle daha tanışıyoruz Türkiye'de çalışmış bir süre, bizi doğru metroya bindirip, inmemiz gereken durakta indiriyor ve otelimize metrodan inince nasıl gideceğimizi iyice tarif ediyor. Metrodan indikten sonra otelimizin çok uzak olmadığını öğrenince biraz oturup nefes alıyoruz. Zaten bu saatte Hostele alınma şansımızda yok etrafın biraz tadını çıkaralım diyoruz. Bir başkente göre etraf çok sakin geliyor bize, Trafikte resmen araç yok. Sokaklar caddeler çok geniş. Bir süre dinlendikten sonra Erivan Hostel'e varıyoruz. 3 gece konaklayacağımız Hostelimizin methini çok duyduğumuz için seçiyoruz. Günlük 110tl ye tutuyoruz ve gerçekten paranın hakkını veriyor. Çok temiz güzel bir hostel, Özel odalarının da bulunması bizim için tercih sebeplerimizden.
Hostel giriş saatine daha zaman olması dolayısıyla etrafa keşfe çıkıyoruz, mahallede ki bakkalın Azeri olması bizimle Türkçe konuşması bizi çok şaşırtıyor. Azeri bakkaldan birkaç meyve alıp geri dönüyoruz.
Matenadaran
Hostelimize yerleştikten sonra çantaları bırakıp listemizi yerine getirmek adına sokağa atlıyoruz. 
İlk durak Cumhuriyet meydanı, buraya iler ki zamanlarda bol bol uğrayacağımızdan bir sonraki durağımıza geçiyoruz. Matenadaran, el yazmaları müzesi, burada birçok el yazması eserler var. Buranın giriş ücreti 1000 dram. Osmanlı Ermenilerinin de çeşitli Eserlerinin yer aldığı müzede özellikle Osmanlı haritaları ilgimizi çekiyor.
Cafesjian Modern sanatlar müzesi Katlı bir bahçeyi andırsa da dışarıdan. içeride yürüyen merdiveniyle eserleri izleyerek yukarıya kadar çıkabilirsiniz. Sadece bir bölümü ücretli, En yukarısından Ağrı dağının göründüğü söylense de, biz havanın sisli olmasından dolayı bir şey göremedik.
Aşağıda ise değişik heykeller bahçe ve su fiskiyeleri var, Ayfer yukarıyı keşfe çıkarken biz baba oğul aşağıda suyla oynamayı seçiyoruz. Tabi ki Ata Erk suyla oynamanın bokunu çıkarınca Güvenlik görevlisi çocuk için tehlikeli olabileceği uyarısı için geliyor. Güvenlikçi de Türk olduğumuzu duyup, mutluluğu gözlerinden okununca biz de kendimizi iyice salıp,
Türkçe'yi rahat rahat konuşup, Her gördüğümüze Türk olduğumuzu söylemekten çekinmiyoruz ve hiçbir kötü olayla karşılaşmıyoruz aksine çok iyi karşılanıyoruz.
Aşağıda parkta biraz soluklandıktan sonra Erivan'ın tek Camii olan Mavi Cami'ne doğru yola çıkıyoruz. Erivan sokak ve caddelerinin müthiş tasarımı sayesinde yaya olarak gezebileceğiniz bir şehir. Yaya olarak gezince şehre daha çabuk adapte olup halk ile daha çok iletişime geçiyor, sokaklarda ki heykelleri de görebiliyoruz. Hem de Gürcistan'da da bol bol gördüğümüz çeşmelerden kana kana bol bol su içiyoruz.

1765 de yapılmış, tarihi bir cami ve hala aktif olarak kullanılıyor. Bahçesi yemyeşil ve geniş, bahçesinde muhabbet halinde ki cemaat ve korumakla görevlendirilmiş askerlerle iletişime geçemiyoruz. Birkaç resim aldıktan sonra Cumhuriyet meydanına doğru yola çıkıyoruz.
Meydana vardığımızda karanlık olmak üzere, akşamın ilk saatlerinde meydanda her gece ışık ve su gösteriler oluyor ve bu gösterileri
izlemek için buradayız. Meydan da parkta oturan 3 yaşlı amcaların muhabbeti ve dilleri ilgimizi çekiyor. Tanıştığımızda birinin çok iyi Türkçe konuştuğunu öğreniyoruz. Amca dil konusunda epey geliştirmiş kendini 20 kadar dili çok iyi konuştuğunu söylüyor. 
Türkçeyi de bir arkadaşından öğrenmiş. 2 si Lübnanlı biri Suriyeli, olan amcaların ortak dili tabi ki Arapça, 2si Hiristiyan birisinin de Müslüman olan amcalar ile muhabbete doyamıyoruz. Uzun süre burada oldukları için şehir için biraz tavsiye almayı ihmal etmiyoruz. 
Gösterilerin başlaması ve Ata Erk'in de uyanmasıyla amcalardan ayrılıyoruz. Su ve Işık gösteri başlayınca meydan birden kalabalıklaşıyor, her gece aynı saatte 1 saat kadar süren bu gösteriler müzik eşliğinde yapılıyor. Günün yorgunluğuna Ata Erk'in de huysuzluğu eklenince Hostelimize dönüyoruz.

2. Gün : 
Hostelimizde ki yataklarımızdan sabah erkenden kalkıyoruz. ilk gün kahvaltı alamamıştık ama bugün kaçırmıyoruz. Açık büfe
kahvaltı doyurucu. Hostel'de günlük Turlar yapılıyor fakat bizim istediğimiz tur istediğimiz gün değil. Özel tur için de bize verilen fiyat bize çok gelince, Cumhuriyet meydanından bir taksici ile anlaşmıştık.
Kahvaltı sonrası Taksiye atlayıp ilk Ermeni soykırım anıtına gideceğimizi düşünürken anlıyoruz ki, Garni Tapınağı yolundayız. Yol şehrin dışına çıkınca hemen daralıp kötüleşiyor, köstebek yuvası misali delik deşik.
Bir süre yol aldıktan sonra yolumuz garip kıyafetli birileri tarafından durduruluyor, ve yol kenarında ki bir cambazlık gösterisi için bahşiş isteniyor. Bahşişi vermenin rahatlığıyla kamerayı kaptığım gibi çekim yapıyorum, bana çok ilginç gelen bu olay, Taksici için çok sıradan olsa gerek ki, yoluna devam etmek için acele ediyor. Bir süre trafiğin
kilitlenmesini de kullanıp gösterinin tehlikesine şaşırıp olayı izliyoruz. Yolumuz açılınca devam ediyoruz.
Garni Ermenistan'da ki tek pagan tapınağı, hatta tapınak değil de mezar olduğu iddiaları da var. Ne zaman yapıldığı da tartışma konusu haline gelmiş. Tek bir gerçek var oda Sovyetler döneminde restore edilmiş, Erivan dan 30 km ve 45 dakika uzaklıkta.
Tapınakta yarım saatten az bir zaman harcıyoruz sonra ki hedef Geghard Manastırı. Manastır tapınak arası 10 km olmasına karşın, yollar dolayısıyla 20 dakika sürüyor. Manastır girişinde tanıdık ezgiler duyuyoruz tüyler diken diken oluyor. Sarı gelin Türküsünü söylemeye başlıyorum müzik eşliğinde, Çalanlar anlam
veremiyor bizim bu sözlere, Bizi duyanlar bunlar bak Türk deseler de amcalar boş boş bakıp bizden bahşiş koparma derdinde. Sağlam bir bahşiş verip manastıra adım atıyoruz.
Tabi ki Türkü bitince. 
Manastır dışından güzel yapılara sahip olsa da bina içleri gayet sade, biz gezerken kiliselerde ayine denk geliyoruz. Manastır ın üst tarafından yola devam ettiğimizde ise insanların dere kenarında piknik yaptıklarını görüyoruz. Ocakta kahve pişirenlerden bir fincan kahve istemekten kendimizi zor alıkoyuyoruz.
Biraz daha ilerleyince bir mağara önünde insanların taşları üst üste koyup, ağaca bez bağlayıp dilek dilediklerini görünce bizde pas geçmiyoruz.
Bu görevimizi de yerine getirince sırada ki hedefimiz Sevan gölü. Göle gitmek için Erivan'a geri dönüp tekrar devam ediyoruz, ters istikametteler. Öğle saati de olduğundan göl kenarında ki derme çatma restauranların birinde yemek yiyelim diyoruz. Masaları ve sandalyeleriyle bizim köylerin Kahvehanelerini andırsa da fiyatlar hiçte ucuz değil. Sterlet balığını ızgarada yiyin önerilerilerini yerine getirelim diyoruz ama uyduruk 2 balık, 1 salata ve 1
biraya kiraladığımız şöförlü araçtan daha çok para veriyoruz. Ermenistan şartlarında kazıklandığımızın farkındayız ama Müşteri potansiyelinden buraların pahalı olduğunu anlıyoruz. Genelde Turistler var Özellikle İranlılar ve dışarıda yaşayan Ermeniler.
Göl Ermenistan'ın hatta Kafkasların en büyük gölü olduğundan, Ermeniler denizin yokluğunu bu sıcak günlerde Sevan ile kapatmışlar.
Yemek sonrası biraz bizde serinleyelim diyoruz. Sıra sıra işletmelerin plajları şeklinde devam ediyor ve en sonda bir park içinde halk plajı var. Halk, pikniği mangalı plaja taşımış. Mangalda 5-6 kişi yan yana et pişirebiliyor, mangala çok dikkatli bakmışız sanırım abiler rahatsız oluyor.
Ağaçlar altında ise mangaldan gelenleri alkol eşliğinde mideye indiren bir takım var. El yapımı şaraplar var, koca koca damacanalarda,
Ermeni misafirliği görürmüyüz diyoruz ama nafile milletin önünü görecek hali kalmamış. Gölde biraz serinledikten sonra hemen tepedeki kiliselere çıkmaktan vazgeçip dönüş yoluna koyuluyoruz. 2 saate yakın bir süremiz var Erivan için. Yolda şöför LPG almak için duruyor bir benzinlikte, bizdekinden farklı biraz. Araçlar sıra sıra 7
-8 araçlık bir park halinde yakıt alıyor, bunun 15 araclığını da gördük. Bir aracın yakıtı alması 15 dadikadan fazla sürüyor ve tüm araçtakiler aracın başından ayrılmak zorunda. Araça bağlanan pompa da bizdekinden farklı, sanırım İran'da da bu şekilde, Çünkü İran'da Türk araçlarının Lpg alamadığını okumuştum. Birde Ermenistan araç plakaları aynı bizim ki gibi olduğundan (çift rakam+ 2 harf + 3 rakam ) Türkiye'den gelmiş deyip heyecan yapıyorum herdefasında, çoğu araç plakaları 35 veya 34 le başlıyor, biraz bizi taklit mi etmişler ne :) 

Erivan daki bir sonra ki durak, Sergei Paradjanov Müzesi, Gürcistan doğumlu, Ermeni asıllı, ünlü bir Rus yönetmenmiş tabi ki biz buraya gelince duyuyoruz kendisini. 1990 da ölmüş ve sonrasında burası müze haline getirilmiş. Biz tam kapanma saatinde gelmişiz ücretli olmasına rağmen, 15 dakika içinde dolaşırsak bedavaya dolaşabileceğimiz ve üst katta İstanbul ile ilgili resim olduğu da ekleniyor. Biz de söylendiği gibi kısa sürede dolaşıp
çıkıyoruz. Bizim için çok bir şey ifade etmese de, Sinema için büyük bir değermiş ve İstanbul için   ''Bu kentteki kültür karmaşası, kültürlerin üst üste yığılması, bana kolaj tekniğiyle yapılmış bir resmi anımsatıyor. sanki benim filmerim gibi!... İstanbul sokaklarında coca-cola'dan, Fransız filmlerinden geçilmiyor. oysa istanbul bir Türk kenti, ama sokakları Paris sokaklarından farksız. hepimiz kendi
kültürümüzü yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız.'' demiş büyük yönetmen...
Müze sonrası Sözde Soykırım Anıtı'na gidiyoruz. Sabah erken saatlerde gitmeyi umuyorduk ama şöförle anlaşamama sonucu akşam üstüye kaldı. Anıt her daim açık fakat müzesi tabi ki kapanmış. Sabah erken saatte de gelsek kapalıymış, açılış ve kapanış saati pek bize uygun değilmiş zaten, ertesi gün gelme hayalimizde kalmıyor,
pazartesileri kapalı tüm müzeler gibi, Ayfer'in çok gezme niyeti yok, bense karşı tarafın görüşünü de bilmek açısından görme taraftarıyım. Iğdır'da ki bizim soykırım anıtı ve müzesini gezmiştik ama Ermeni müzesini gezemiyoruz. Soykırım adı gibi anıtı da çok soğuk, Hakim ama ıssız, çok rüzgar alan  bir tepeye kurulmuş ama içinde ki ateş rüzgara rağmen hiç sönmüyor. Birkaç turistten başka kimseler yok, saatin geç müzenin kapalı olması dolayısıyla sanırım, saat 4 ten önce müze kapanmadan gelmek lazımmış. Biz birkaç resim çekip buradan ayrılıyoruz. Yol güzergahımızda Ararat Konyak fabrikası ve Müzesi var gezmeye değer bir yer fakat biz zamanımızı epey açtık, Ararat bizim Ağrı dağı
ama Ermenistan için karşıdan gördükleri bir dağ olmaktan çok daha fazla şey ifade ediyor, her yerde resmi maketi biblosunu görüyorsunuz. İsmi her şeye verilmiş, Ünlü alkol markalarının bile ismini almış, çok kaliteli olduğu söylense de deneme şansımız olmuyor epey pahalı çünkü, 15 tl lik Vodka daha cazip geliyor. 

Aracımız bizi sabah aldığı yere hostelimize bırakıyor, biz eşyalarımızı bırakıp tekrar sokağa atıyoruz kendimizi, hemen hostelimizin arka sokağı diyebileceğimiz uzaklıkta ki Vernisaj: Yerevan'ın bit pazarını gezmek
istiyoruz. Ertesi gün Ermenistan'da ki son günümüz ve biraz hediyelik bir şeyler alalım diyoruz. Pazarın ana teması Ararat ve Ermenilerin diğer ikonu Nar. Neredeyse tüm resim ve hediyelikler de Nar başrolde. Biz de Nar kolyeleri ve magnetler alıyoruz ama sonra bir daha bulamıyoruz pazarda aldıklarımızı, sanırım bir yerlerde düşürdük. Hava kararmaya başlayınca pazarda toplanmaya başlıyor, sabahın erken saatlerinde açılan pazar, havanın karamasıyla kapanıyor. Biz de Erivan'ın meydanlarını geziyoruz. Erivan'ı tasarlayan mimar Alexander Tamanian, kenti Cumhuriyet
meydanını saracak bir daire şeklinde tasarlamış. Tam ortaya bu kocaman meydanı koysa da, şehrin bir çok yerine başka meydanlar da serpiştirmiş. Yaya olarak gezmeye doyamıyoruz bu şehri. Bir süre sonra elimize tutuşturulmuş restaurant tavsiyelerini aramaya koyuluyoruz ama Taverna tarzı bir restaurant bulamıyoruz, Canlı müzik hayalimiz suya düşünce ucuz bir yerde karnımızı doyurup hostelimize
çekiliyoruz. Hostele gelen bir Fransız ile Türkçe muhabbet ediyoruz, Türkiye'de okumuş gayet iyi konuşuyor dilimizi, sonra bir Çinli ile Türkiye muhabbeti ettikten sonra odamıza çekiliyoruz.

3.GÜN:
Sabah erkenden kalkıp, kahvaltı faslı sonrası kahve faslını da pas geçmeyip sonrası sokağa atlıyoruz. Bu kez halkın dolaştığı parklarda buluyoruz kendimizi. Türk kahvesi bulunca tutamayıp oturuveriyoruz. Ülke ucuzdu ama buralar daha da ucuz. Birçok ülke de bulamadığımız Kahve maden suyu  favori ikilisini tatmadan kalkmıyoruz. Sabahın sersemliğini atınca üzerimizden Aziz Krikor Lusavoriç Katedrali'ne doğru yola koyuluyoruz. Katetral
2001 yılında tamamlanmış ama devasa boyutuyla gidip görmeye değer. Yapımından sonra bir çok Ermeni'nin klasik tarzı yansıtmadığı için eleştirilere sebeb olmuş ama bizden geçer not alıyor. Fakat biz bilmeden arka kapısından giriş yapıyoruz iyi ki de öyle yapmışız bu üsteki resmi çekme şansı yakalıyoruz.
Katetralin içi daha sade fakat çok büyük. Dışından ise çok daha görkemli görünüyor.
Katetral bahçesi ve merdivenlerinde resim çekilip dilencileri atlattıktan sonra cebimizdeki paraları Gürcü parasına çeviriyoruz buradan Tren ile Batum yapıp oradan otobüs ile Yurda döneceğiz. Tabi ki paramızın bir kısmıyla meyve ve yolluk almayı ihmal etmiyoruz. 
Hostel den çantalarımızı alıp metroyla tren garına gidiyoruz. Trenimiz 15:30 da kalkıyor biz çok önceden gardayız. Ben son kalan Dram larımı Alkole dönüştürme çabasına girişiyorum, 2 şişe Vodka almıştım 1 tane daha alıyorum. ucuz olunca ve gelirken kontrol edilmeyince insan tüm çantaları doldurmak istiyor insan. 
Gelirken bizi saatlerce bekleten tren bu kez saatinde geliyor. Elimizde ki biletten bir şey anlamayınca biraz panik oluyoruz ama görevliler imdadımıza yetişiyor. Geldiğimiz sınıfta değiliz bir sınıf atlamışız.
Kompartımanımız yine 4 kişilik ama sadece 1 yatak dolu diğeri boş. Kompartıman bu kez klimalı ve çay kahve servisinin yanında su topkek bisküvi vs koymuşlar sağ olsunlar. Odamızı Rus bir abla ile paylaşıyoruz. Gerçekten çok iyi biri çıkıyor ortak bir dilde buluşmasak ta, Ata Erk'e Rusca sayıları öğretiyor, ve çok ilgileniyor.
Yan komşularımız ise çok gürültülü ve sıkıntılı insanlar durmadan kavga ediyorlar, neyse ki bir süre sonra iniyorlar.
Gelişte hiç bir kontrol ile karşılaşmamıştık. Dönüşte ise Ermenistan'dan çıkarken genç bir memura denk geliyoruz. Bizim pasaportları görünce şaşırıyor, Türk bunlar diyor ''ne olacak mühürle ver'' gibi bir şeyler diyor yanında ki, bize girişte yardımcı olan memur bu. Çıkış damgaları basılıp pasaportlarımızı alıyoruz. Gürcü girişinde ise kadın bir memur gelip alkol sigara benzeri ülkeye soktuğumuz bir şeyler olup olmadığını soruyor, yok diyenlerin kini tamam diyor, bize gelince Ayfer var bir şişe vodka deyince görmek
istiyor. İşin kötü tarafı 3 şişe var, neden yarı doğru yarı yalan bir şey söylüyor ki, anlamak zor. Ayfer ilk çantayı başlıyor karıştırmaya, dakikalar geçiyor şişe yok,zaten elinde ki çanta boş çanta, bir türlü aranan bulunamayınca memur tamam tamam deyip 1 şişe vodka olduğu tutanağını tutup gidiyor. Bizde koltukların içine çantalarımızı yerleştirip yatarak yolculuğun tadını çıkartıyoruz. Yaz aylarında gündüz yolculuğu klimalı kompartıman olsa da epey zor oluyor. Çünkü tren duraklarda durduğu zaman klimalar çalışmıyor ve birden hamam gibi oluveriyor. 
Gece ilerledik çe sıcak sorunu da ortadan kalkıyor ve uykuya dalıyoruz, sabah gözlerimizi açtığımızda ise çoktan Batum'a gelivermişiz.


  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS