Hakkımda

Fotoğrafım

dalyan , hadigari internetkafe , villa hadigari , ayfer arslan köklü
RSS

Dalyanlı Gezginler

Hindistan



 HİNDİSTAN
                           Tüm küçümsemelere , dalgalara , alaylara rağmen yılmıyoruz Hindistan için sonunda Delhi Uçağını havaalanında bekliyoruz.
Neyse ki uçakta herhangi bir gecikme olmadan saatinde kalkıyor. Aeroloft mürettabatı her zamanki gibi sevimli olmaya pek niyetleri yok. Uçuş Moskova – Delhi arası 5 buçuk saat sürüyor. Nedense bana Daha fazla geliyor . Havaalanından bizi yakışıklı uzun boylu genç bir Hintli taksici alıyor. Elimizdeki bavulları görmezden gelip taksiye ilerletiyor bizi , taksi hint Peugeot reklamını andırıyor bir zamanlar Türkiye'de bol bol gösterilen. Ve beni yanıltmazcasına söförümüz teyp i açıp başlıyor Hintçe şarkı söylemeye , Hint filmlerinin olur olmadık sahnelerinde neden birden müzik çalar dansa başlanır anlaşılıyor şimdi , hayat galiba zaten böyle burada . Taksiciye eşlik etme niyetinde değiliz saat sabahın körü ve 2 gündür doğru dürüst uyuyamamışız. Sokaklar boş ve modern bir şehir izlenimi veriyor beklediğimiz ve düşündüğümüz
Hindistan bu değil. Otele iniyoruz Taksici para almıyor otele ödeyecekmişiz 750 rupi yi (23 tl civarı , 100 rupi yaklaşık 3,5 tl ). ..Otel komisyonunu kesip öyle verecek tabi neyse artık taxiciye 100 rupi bahşiş      verip yolluyoruz. Tüm otel personeli bizi bekliyor sanki , valizleri ayrı ayrı Hintliler kapıyor , çevremiz bir anda bir sürü çalışan oluveriyor , sonra görüyoruz ki müşteriden çok çalışan var otellerde, her küçük işi başka birisi yapıyor , iş gücününün çok ucuz olmasının sonuçları olsa gerek , az makine çok insan sistem bu ,
Odamız fena değil çok büyük beklentide de değiliz zaten .Uzakdoğuda ki 3 yıldızlı otellerin bizim
memleketin pansiyonlarından kötü olduğuna tanık olduktan sonra burada temiz yatak ve sıcak su işimi görür diyorum. Ama düşündüğümden çok çok iyi . Hindistan da otellerde gördüğüm en gariplikler olması gerekenler temizlik , sabun , şampuan vs olmayabilirken saçma sapan gereksiz abartılı mobilyalar aksesuarlar vs olabiliyor. Oteller insanların önceliklerinden habersiz sanırım.
Burada çok çok ucuz oteller görüyorum 300 – 400 rupi ye tabelalarda oteller var kalınır mı kimler kalır bilmiyorum ama bizim kaldığımız otel çok pahalı buraya göre 2500 rupi .. 4 saat kadar uyuduktan sonra 2 dilim tost ekmeği , 2 yumurta , 1 paket tereyağ , 1 fincan çay veya kahve otelden ücretsiz..Bizim otellerdeki açık büfe mantığına buralarda hiç raslamıyoruz.
Kahvaltı sonrası 4 kişi taksi kiralıyoruz 2 saat gezi karşılığı 600 rupi. İlk durağımız Red
Ford , elimizde Zafer Bozkaya’nın Gezi Rehberi dalıyoruz kaleye..
Zafer abi internette aylar önce Hindistanı araştırıken tanıştığım ve belki 100 e yakın mail ime usanmadan 
sıkılmadan cevap veren , hatta Ankaradaki vize işlerimizi halleden mükemmel bir insan ve Hindistan aşığı bir kişi ‘’Adam Hindistanın Kitabını Yazmış ‘’ derler ya aynen öyle yazmış ve 2010 da 4. sü basılmış. Red Ford Dışarıdan kale
içireden saray , Sarayı kaleyle korumuşlar anlaşılan. Yalnız şunuda belirteyim tüm turistlik müze girişleri turiste 250 rupi Hintliye 15 rupi (Hindistan genelinde hep yerliye müthiş ucuz ) Turist 250 veriyor ama bilet sırası beklemiyor , oysa Hintliler saatlerce bilet kuyruğunda bekleyebiliyor. Red Fort girişinde mevzilerde uzun namlulu silahlarla bekleyen askerler var bu görüntüye birçok yerde raslıyoruz. Bizim güney doğuda yollarda ki asker kontrol noktalarına benziyor. Red Ford girişinde yıkık köhne dükkanlar var turistlik eşya satan bu dükkanlar pis ve neredeyse yıkılmak üzere Dükkanları geçince ise büyüleyici bir mimariye sahip. Tam buna mı verdik 250 rupi yi derken beklemediğimiz bir güzellikle karşılaşıyoruz. Moğollar tarafından yapılan kırmızı kale içinde hamam , çeşme ,müze camii , ve birçok tarihi bina barındırıyor. 2. durağımız Jama Mescid ( Cuma Camii )
Hindistanın en büyük camisi olan bu camii dışarıdan resimlendiriyorum ama içeriye makinamı sokamıyorum kapıdaki görevlinin bağırmalarından ve konuşmalarından yanımdakiler ürküyor makinamı ve ayakkabılarımı onlara teslim edip içeri dalıyorum. İçerisi beni dışarısı kadar tatmin etmiyor beklediğimi bulamıyorum. Çokta büyülenmiyorum .2 saatimiz biterken otele doğru yola çıkacağız söförümüz arabayı sen mi kullanacaksın diyor , anlamıyorum bakıyorum önümde direksiyon , Sağdan direksiyona alışması zor komik duruma düşüyorum . Otele kadar şöför aptal der gibi pis pis sırıtıyor . Kural tanımayan şöförümüz her seferinde bana zorla kemerimi bağlatıyor anlayamıyorum. Bakıyorum birçok hintlilin de kemeri bağlı çok ilginç . İstanbul’da trafik sorunu olduğunu düşünenleri buraya davet ediyorum. Sorun mu görmek istiyorsunuz tek şeritten 3 araba 2 bisikletin birlikte gittiği , kornaların hiç susmadığı , hatasız sollamanın (pardon burada sağlama oluyor ) olmadığı bir trafiğe kaç kez denk geldiniz ? Hintliler gerçekten çok profesyonel sürücüler , Şöförlerimizden biri bizi Avrupalı Sanarak , ‘’Sizin Zor Bilgisayar Oyunlarınız Var , Bizimse Trafiğimiz’’ Demişti , İnternetkafeci olduğumdan hemen aklıma Hint trafiğinde geçen bir bilgisayar oyunu yapmanın çok eğlenceli olacağı fikri geliyor..Çok Satacağından eminim..
Otele döndüğümüzde saat 2 , üstümüzü değiştirip sokağa atıyoruz kendimizi , şöförümüz bizi otelden alıp yine otele bırakıyor , kural böyleymiş , Nedenini anlamak zor…
Otelimiz turistlik eşya ve kıyafetlerin satıldığı çarşının hemen arkasında , sokak sıra sıra yerel kıyafetler satan dükkanlarla dolu , tanesi 150 rupiye birçok kıyafet alıyor karım ve diğerleri tabiî ki her zamanki gibi bana bir şey yok. Ben para bozdurma peşindeyim . Havaalanında 100 Doları 5000 rupiye bozdurmuştum , burada kur 5400 rupi. Ama sadece 100 dolarlık banknotları bu kurdan bozuyorlar bunu bildiğimden yanımda hep 100 luk banknotlar mevcut. Sokaklar çok kalabalık Tayyip amcanın 3 çocuk sözünü hatırlıyorum , çokta iyi fikir olmadığını anlamam çok uzun sürmüyor. Sokaklar sefalet dolu , aç , susuz yarı çıplak sokak ortasında saçı sakalı birbirine karışmış yatanlar var. Arabalar , rikşalar , insanlar çevresinden geçiyor. Başka bir yer olsa sarhoş diyeceğim ama burada alkol hatta et bulmak imkansız özelliklikle yerli halk için. Sokaklarda sigara içen bile tek tük , adamlar ekmeğe para bulamıyor ki sigaraya nasıl bulsun. Haline şükret kelimesini anlatmanın en güzel yolu buranın sokakları , yada tersten bakarsan ‘’Allahım neydi benim günahım ‘’.. (Çok mu arabesk oldu ) neyse biz devam edelim..
Sokaklarda sırt çantalı turistler var ama beklediğimden çok az ya Hindistan’ın aşırı nufusundan kayboluyorlar yada o ülkenin büyük çoğrafyasında bölününce geriye bu kalıyor. Turistler genelde genç ve orta yaşlı kesim her ülkeden mevcut Türkler’de geliyor olacak ki change ofislerde kur düşükte olsa lira bozuyorlar , ve tek tük Türkçe biliyorlar.İlk muhabbete where are you from la giriyorlar türküm dersen yandın İstanbul , Müslümanlıkla girip yakanı bırakmıyorlar . Tunus’ta Türküm deyince liste Tarkan , Erdoğan , Gül , Antalya , Fenerbahçe ,Galatasaray uzuyorda uzuyordu ama rahatsız etmiyorlardı , burada ise hanutçuluk tavan yapmış , adamların doktora master ceplerinde , yüzsüzlük ve ückağıtçılık diz boyu..

Delhi’de 2. günümüzde yine taxi çağırıyoruz bu sefer tam gün 750 , ilk durağımız Humayun Türbesi Moğol mimarisi olan bu türbe 1562 de yapılmış , Taj Mahal i andırıyor. Çok hoş bir mimariye sahip Moğol mimarisine hayran kalıyorum. Burada öğrenci gurubuyla karşılaşıyoruz 4 – 5 yaşından 12 – 13 yaşa kadar öğrenciler var ve çok iyi İngilizce biliyorlar sokakta zaten neredeyse İngilizce bilmeyen yok , İngiliz sömürge sistemine hayran kalmamak elde değil , aynı zaman da tersten bakınca nefret.. Hala okulların tabelasında English school yazıyor , eğitim dili İngilizce.
Hindistan deyince akla ilk gelen bende Gandhi 
dir. Filminden okadar enkilenmiştimki yaptıklarını takdir etmemek mümkün değil ama görüyorum ki bize yapılandan daha azını başarmış. Sadece özgürlük kazandırabilmiş ülkesine , medeniyeti getirememiş ,demokrasiyi sokamamış ,adaleti sağlayamamış . Belki de 1 lider yetmiyordur bunları yapmaya , her lider Atatürk olacak değil ya….
Humayun türbesinden çıkarken gözüm arkada kalıyor çekmediğim bir poz kaldı mı ona bakıyorum. Şöförümüz bu kez bizi İndia Gate in önünden geçiriyor. Yakınına gitmemiz yasakmış , gerçekten barıyerlerle kapatmışlar ama birçok kişinin burada çekilmiş resmini gördüğümü söylüyorum olmayan İngilizcemle , Bomba atılmış yada girişimde bulunulmuş sonra yasaklanmış , araştıracağım bunu , dünkü bana salak muhamelesi yapan şöför çünkü güvenmiyorum ona yanımızda bizde birlikte 2 hint asıllı İngiliz vatandaşı var ve 3 yerel dil biliyorlar durmadan şöförle yerel dilde konuşuyorlar acaip kıllanıyorum bu herife Birde Lotos Tapınağının pazartesi günleri kapalı olduğunu söylemez mi dün söylesende açıkken gezseydik ya , Ayrıca Gandi müzesi de kapalıymış. Zafer abide bazı zamanlar bazı mekanların kapalı olacağından bahsetmişti ama not almamışım ve kitaptada belirtilmemiş olsa gerekki bilmediğimden ısrar edemiyorum ama dışarıdan da resimlemeyi ihmal etmiyorum. Sonra sırasıyla Krishna ve Jain tapınaklarına gidiyoruz ayakkabılar çıkarılıp girişteki görevliye teslim edilerek girilen bu tapınaklar çok hoş rengarenk mekanlar Budizm gibi Hinduizm renkli mimariye sahip , jain tapınağında ilgimi çeken her yerde olan gamalı haç işareti , Hitlerin hırsız olduğuna karar veriyorum sembol hırsızı seni , 2 Tapınaktada insanların ayinlerine denk geliyoruz. Kimisi tanıdık fügürler kimiside çok garip geliyor ilahiler söylenirken gençlerin birden yüzü koyun atıp yerlere yattığına tanık oluyoruz fotoğraf kesmiyor video ya geçiyorum..Krishna tapınağında düğün merasimine denk geliyoruz 30 dakika kadar izleyip resimlendiriyorum yerel kıyafetten yapılmış gelinliğin üzeri bir çok takılarla süslenmiş muhteşem güzelliği karşısında etkilenmemek elde değil , ilk kez hint güzeline raslıyoruz filmleri dışında , bir süre sonra birlikte gezdiğimiz yol arkadaşlarımız bizi düğünden uzaklaştırıyorlar 50 sini geçip hala kapıda kalmış bu hint asıllı İngiliz kıskurularına düğün izletmenin iyi fikir olmadığını anlıyorum..
Şöförümüz bizi otelimize bıraktığında saat çok erken wc ihtiyaçlarımızı sabah boşalttığımız odalarımızda görüp yanımıza 1 haftalık giyecek stoğuda yapıp fazlalıkları otele emanet edip sokağa çıkıyoruz. Sokak turu klasik bayan giysi alma alışkanlığını devamı şeklinde sürüyor. Karım bir süre surat yapınca eline 500 rupi sıkıştırıp uzaklaşıyorum , kıyafet alırken negatif enerji yayıyormuşum insanların alışveriş
yapma isteklerini elinden alıyormuşum , onları dükkanlarla baş başa bırakıp uzaklaşıyorum , bir süre yalnız kovboyum mekanların sadece kıyafetten ibaret olmadığını yalnızken anlayabiliyorum . Sonra tekrar birleşip birlikte restaurant a gidiyoruz hint yemeklerine bayılıyorum. Çok baharat çok acı çok pilav adamlar ne yiyeceğini biliyor birde eti keşfetseler süper olurdu..
Yemekten sonra tekrar otel tekrar wc bayanlar sadece otel wc lerini kullanabiliyor çok pismiş diğerleri , zaten çevredede hiç umumi wc yok insanlar buldukları yere yapıyor. Çevrede binlerce insan , araç varken direk çişini yerlere duvarlara yapanlara raslıyoruz. Utanmak söz konusu değil , hatta geçerken adamın biri üstüme yapıyordu , görmüyormusun işimizi yapıyoruz ne işin var burada der gibi baktı , suçlu hissettim kendimi istemeden de olsa adamın …işini kestik. 3-5 kişinin cinsel organına tanık olduk yazıp yazmamakta terettüt etsemde bu önemli bir bilgi olduğuna karar verdim boyutuna girmeyeceğim sadece
Otelde internet ücretsiz hatta müşterilerin kullanabilecekleri masaüstü bilgisayarlar koymuşlar kasanın monitörün arkasına entegre edildiği bilgisayarlara ilk kez burada tanık oluyorum. Ne gerek vardı buna demekten kendimi alamıyorum.
Facebook ta daha yeni havamı atmştımki (resimlerimi paylaşmıştımki ) taksi ci gelmiş bizi tren istasyonuna bırakacak Delhi sonrası durağımız Varanasi
Varanasi treni 17.00 da kalkıyor yataklı vagonlarda 15 saatlik yolculuk yapacağız . Karımla ilk İzmir Eskişehir arası yataklı vagonlarda seyahat etmiş ve çok hoşlanmıştım. Seyahatte en büyük sorunum uykudur, oturarak uyumayı bir türlü başaramam saatler süren bu yolculuklar işgence gelir hep bana uyumak için yatak yorgan olmassa olmazdır . Delhi tren istasyonu devasa büyüklüğe sahip , tüm ülkenin trenle seyahat ettiğini karayolunun çok yetersiz olduğunu ve Delhi’nin de ülkenin başkenti olduğunu düşününce ve buna ülke nufusuyla çoğrafyanın genişliğini de katınca bu büyüklüğün nedenini anlamak zor değil. Tren biletlerimizi 15 gün önce Zafer abinin alıvermesine rağmen istediğimiz sınıfta yer bulamayınca 6 kişilik kompartımanda seyahat etmek zorundayız. Tüm vagonda bizim gibi 6 kişilik 8 – 10 kompartıman var. Yani 50 – 60 kişi yürüyen bir koğuşta seyehat edeceğiz. Benim çok hoşuma gitsede diğerleri pek memnun değil , tren görevliside tren fiyatlarının değiştiğini öne sürerek bizden 250 rupi para alması ve dönüş biletimizin geçersiz olduğunu söylemesi sinirleri geriyor. Bizim gurup dışında , aynı kompartımanda bulunan 2 hintli kadının uyuyacağını söyleyerek erkenden ışıkları kapatmak istemesi sonra gecenin bir yarısı defalarca uyarmamıza rağmen bir türlü telefon görüşmesini kesmemesi , gece kesilmeyen horlamalar , gürültüler bunların hepsi hoşnutsuzluğa eklenince sorunlar giderek çoğalıyor. Yol arkadaşlarımızın onca bahaneleri varken içerinin havasız , yüksekliğin yetersiz olduğunu söyleyip duruyorlar. Baştan onlar bu yolu taksi ile gitmek istemiş ve ben 1 kez de olsa tren olsun da israr edince bana yenik düşmüşler , şimdiyse benden intikam alma peşindeydiler. 15 saatlik bir yolculuğu taxi icinde 5 kişiyle Hindistan da gerçekleştirmek istemek çok komikti ama bunu anlatamıyorum. Ben her şeye rağmen halimden okadar memnunumki hiçbirşeye takmıyorum , onların sorunlarınada ortak olma niyetin de değilim. Yatarak , uyuyarak yolculuk yapmanın zevkini sonuna kadar tadıyorum. Askerde çok daha kötü koğuşlarda aylarca kalmış biriyim ve elimde Moskova’dan aldığım vodkayı yudumluyorum. Trende çay satan çocuktan 7 rubleye kağıt bardak aldım. Çayda boş bardakta aynı fiyat . 12 bozuk rupim vardı 2 bardak istedim vermedi , burada ya ticaretten anlamıyorlar yada benim bilmediğim bişeyler dönüyor. Bana sattığı kağıt bardak 3. kadehte pes ediyor parcalanıyor banada yatıp zıbarmak kalıyor..
Sabah karım Ayfer’in aşağıdaki kadınları azarlamasıyla uyanıyorum. Güneş yeni yeni ağarıyor ama koğuşta muhabbet çoktan başlamış. Karşı koğuşta yatan çocuklu Hintli bir kadın öyle seri konuşuyor ki virgül bile kullanmıyor nokta koysun. Ayfer’e takmıyorlar devam ediyorlar ben karışmıyorum uykumu almışım. Gece battaniye altında zorlukla değiştirebildiğim eşofmanımla koğuş ağası edasında kontrole çıkıyorum. Vagon aralarında solda alaturka sağda alafranga wc ler mevcut benim kafeninkinden temizler , burada pis bir kişi olmanın ilkkez yararını görüyorum. Her şey bana çok normal geliyor , hatta eşimin evden getirdiği çarşafları trenden sonra otelde kullanmasını çok yadırgıyorum. Ben ülkemizde yaptığımız onca temizlenmenin anlamsız olduğunu , insanın pislik içinde de yaşayabildiği sonucunu çıkarırken Hindistan’dan , Ayfer Tüm Hindistan ı çamaşur suyuyla yıkama peşinde , durmadan insanlara temizliği nasıl öğretebilirim sorusuna cevap arıyor bir öğretmen olarak . Ben süpermarket zinciri kuruyorum oysa buraya Tayland’ta her köşe başlarında gördüğümüz 7 Eleven ler yok burada , yada fastfood zinciri basit dönerci dükkanlarıda olur diyorum. Ama Ayfer in hedefleri büyük halka medeniyet kazandırma peşinde , bense cebimi doldurma derdinde . Tren istasyonda durduğunda çevremizi taxi ve rikşa cılar sarıyor. Aç kurtlar gibi saldırıyorlar bense gardımı aldım. Onlardan kurtulmanın ilk yolu durmamak , azarlamak içinde olsa cevap vermemek , yokmuşlar gibi davranmak , dilenciler içinde aynısı geçerli , onlarda en az hanutçular kadar sinir bozucu. Delhi de dolaşırken bir dilenci kadının elindeki bebeğinin sırtında aşırı yanıklar vardı . ve çocuğunun yanıkları için bizden ilaç parası istedi , Hintli arkadaşlar acıdılar ve eczaneye yöneldiler , eline para verirlerse çocuğa harcamayacağını düşündüler. Tam eczane önüne gelmişlerdi ki bir başka Hintli genç gelip Hintçe bişeyler söyledi bizim kızlara ve oradan uzaklaştık. Arkada Hintli o gençle bizim bebekli kadın kavga etmeye başladılar..sonradan öğrendikki kadın turistlere ilacı aldırıp , sonra eczaneye geri satıyormuş ve bunu günlerdir tekrarlıyormuş..

 Sonunda eski model İngiliz tarzı bir taxi tutup 40 rupiye otelimize gidiyoruz. Taksici oteldede peşimizi bırakma niyetinde değil tüm şehri gezdirebileceğini söyleyip duruyor zor kovuyoruz. Otele çok erken gelmişiz odalarımız henüz hazır değil . Millet recepcion da çay kahve yudumlarken ben sokağa atıyorum kendimi , Sokaklar işler acısı , Delhi nin hakkını yemişim Varanasi nin yanında mükemmelmiş oysa oralar. Tam otelimizin karşısında inşaat var 4 – 5 katlı binaya iskele kurmuşlar , iskele bambu ve ipten oluşuyor iş güvenliği konusunu çözmüşler böylelikle , resimlendiriyorum. Sonra az ilerdeki kavşağa varıyorum. Rikşalar , bisikletler , arabalar nasıl çarpışmıyorlar anlamak imkansız yollar okadar kalabalık ki trafik nasıl oluyorda durmuyor çözemiyorum. Trafiğin yoğunluğu anlatmak imkansız ancak görüntüleyerek anlatabileceğimi düşünüp bol bol resimlendiriyorum. Sonra otele geri dönüyorum. Otele yerleştiğimizde saat 12 otelimizde tüm varanasi gibi çok pis ve çok kötü olmasına rağmen şu ana kadar kaldığımız en pahalı otel (2600rupi) , odamızda duşumuzu aldıktan sonra Ayfer’le atıyoruz kendimizi sokağa , en çok istediğim insanlara karışmak 2 gündür konsolos köpeği gibi taxi lerden inmiyoruz ve bundan çok rahatsızım , yıllardır taxicilik yapmış babanın oğlu olduğumdan rikşalar daha ilginç geliyor oysa daha kıçımızı süremedik o araçlara , ilk kez ipini koparmış dana misali Hintli ablalardan kurtulmanın vermiş olduğu sevinçle sokaklardayız. Bu sevinçle bir süre ilerleyebiliyoruz ancak sonra pes ediyoruz. Trafikte yaya ilerlemek imkansız ve çok tehlikeli özellikle bizim için. Çarpılmamız an meselesi . Sonra pes ediyoruz , Hiç susmayan kornalardan. 50 rupi ye yaşlı bir bisikletli rikşacıya atlıyoruz. İngilizce bilmiyor , bilenlerede zaten güvenilmiyor . özellikle Varanasi de pazarlık yapıp öyle biniyorsun rikşaya , indiğinde fiyat birden 2 katı oluvermiş. Ganja ulaşır ulaşmaz ağzım 1 karış açık kalıyor okadar çok araştırmama video resim izlememe rağmen düşündüğümden ve umduğumdan çok daha fazlasına tanık oluyorum. Ganj kenarında birçok tapınaklar var onları resimlendiriyorum. Ganj çamur renginde varanasi nin pisliğini kaldıramaz olmuş. Ama insanların gözünde ganj hala çok kutsal günün neredeyse her saati tapınanlar , yıkananlar , yakılanlar , çamaşırcılar hep orada. Her 10 metrede bir bot istermisin sorusunu Tanık olunca Dalyan’da ki turistleri çok daha iyi anlamaya başlıyorum. Teknecilere kulak asmadan , sefaleti görmeden, etrafı koklamadan tapınaklardaki güzelliği görmek istiyoruz çokta başarılı olduğumuz söylenemez 3 maymunu oynamayı birkez daha başaramıyoruz. Sonunda 10 yaşlarında bir Hintli çocuğun saldırmadan yaptığı nazik teklifi çevirmiyoruz atlıyoruz sandalına. Kürekleri bambudan uçlarına da basit tahta paracaları çivilenmiş , bir süre kürek çekmeğe çalışıyorum çokta başarılı olduğum söylenemez. Kaptanımızın küçük olmasına rağmen harika İngilizcesi var , amcasıyla ortak olduğunu kazandığının yarısını amcasına verdiğini söylüyor ilk başta inansakta sonra birden o sevimli çocuk seytana dönüşüyor , 100 rupiye anlaşmıştık 150 oluyor hatta anlaştığımız yolun yarısını bile gezdirmeden karaya çıkarmak istiyor , para biriktirdiğini söyleyip bizden 100 tl lik banknot istiyor , bizde karaya atlayıp uzaklaşıyoruz. Ayfer’in bir süre sonra midesi bulanıyor , gerçekten hak veriyorum Ama galiba kayboluyoruz. Polis olduğunu düşündüğümüz ama asker görünümlü , tabanca yerine uzun namlulu silah taşıyan bir memur bizi yanlış yola yönlendiriyor. Sonra geri dönemeyeceğimizi anlayınca bir bisikletli rikşacıya atlıyoruz otelimiz Sarin Inn ‘in yolunu tutuyoruz. 30 dakikaya yakın yol gidiyoruz etraf çok yabancı geldiğimiz yerlere hiç benzemiyor ama umutluyuz , sonunda bir sarin Inn buluyor rikşacı ama bu bizim otel değil, Rikşacı israr etsede otelin o olduğunu nafile, sabah wc sinde restaurantın bulaşıklarının yıkandığına şahit olduğum otel bu değil , üzerinde butik otel yazdığı için kaldığımız en pahalı otel olsada , unutamadığım o dandik otel bu değil , aramızdaki tartışmaya diğer taksici ve rikşacılarda dahil oluyor birden çevremiz sarılıveriyor. Bir rikşacı 250 istiyor bizi gerçek otelimize götürmek için bir diğeri 200 otelimizden epey uzaklaşmışız artık işimizi moto rikşayla görmeliyiz. Biz se oradan uzaklaşma peşindeyiz kalabalıktan ürkmüş durumdayız , yolumuza devam ederken rikşalar yaklasıp teklif sunuyorlar fiyat 150 ye düştü ama bizde herhangi bir istek yok , 100 teklif ediyorum kabul etmiyorlar. Bizim daha fazla vermeyeceğimizi anlayınca bir rikşacı yanaşıp kabul ediyor 100 ü , sonra yanımıza bir adam yaklaşıyor ve bizi yanlış yere getiren bisikletliye 20 rupi vermemizi istiyor , artık bende o kadar kazıklanmadan sonra acımasızlaşıyorum hayır deyip vermiyorum. 20 rupiymiş demekki hakkı oysa bizden 50 istiyordu , sonra çok pişman olsamda o an adama para vermiyorum. Otele dönüşümüz yarım saat kadar sürüyor bu sefer 120 istiyor rikşacı bunların hepsi mi böyle bize mi seçmeleri denk geliyor anlayamıyoruz.100 ü atıp kaçıyoruz. Bugün sadece 3 tanesini 20 rupi ye aldığımız muzlardan yedik , başka da bişey girmedi midemize , çok açım ama Ayfer bu şehirde muz dışında yenecek bişey olmadığına inanmış durumda. Yolda Burger King görmüştük ona dönüyoruz. Oda çakması çıkıyor , çevrede temiz bir yerler arıyoruz nafile yemek yenebilecek biryer yok , kitapta ganj kenarında bir çok yer tarif ediyor ama oraya tekrar gitmenin iyi fikir olmadığını düşünüyoruz. Sonra Ayferi ikna edip en azından ben bir şeyler alayım diyorum kabul ettiyorum. Bir hamburger (etsiz), bir pizaza yaptıyorum 190 rupi ödeyip paketlerle odaya dönüyoruz. Ayfere zorla pizzadan bir dilim aldırıyorum gerisi benim, kola ile afiyetle yiyorum. Kola 2,5 lt votkamın arkadaşı ama bir süre votka yerine pizza ve hamburger ile yudumluyorum. Gece votkaya devam.
Ertesi sabah 2000 rupi’ye taksi kiralıyoruz. Hintli büyük ablanın taksi tutkusu Tüm hızıyla devam ediyor. Hintli genç şöförlere yılışmasını çok seviyor olacak ki bize boşuna habire taksi kiralatıp duruyor. Sabah tekne ile ganj’da ölü yakma törenlerini izleyeceğiz, Güneş’in doğuşunu izleyip Tapınakları resimlendireceğiz. Sabah 6’da ganjdayız, görüyoruz ki bizden çok önce gelenler var. Tüm Japonlar bizden önce nehirde yerini almışlar, çamaşırcılar çamaşır yıkıyor banyo edenler var , tapınıp dua edenler de. Biz bu kez kişi başı 250 rupi verip ganj da tekne ile 3 saat dolaşacağız.
Bir süre ganj da dolaşıyoruz , sonra bir ölünün yakılması için bekliyoruz. Bir saat sonunda ceset üzerinde odunlar hãlen yakılmayı bekliyor. Keçiler ganj keranerına atılmış çiçekleri ineklerle paylaşıyorlar. Köpeklerin ne bulup yediklerini anlayamıyorum akşamdan kalma yanmamış kemik parçaları mı vardı ki soruma cevap yok! . Resim de çekemiyorum ilk başta tekneci sürekli ‘yasak, makinanı alırlar, ceza keserler vs.’ diyor. Ama bizim tekne dışında kimse dinlemiyor. Sonra yabancı bir turist görüyoruz muhtemelen İngiliz. Kocaman makinası ile her şeyi çekiyor. Yasak diyenlere aldırmadığı gibi dalga geçiyor, küfür ediyor, bağırıyor ve kimse başa çıkamıyor. Başa çıkamayınca adamı rahat bırakıyorlar ve zorbalık kazanıyor. Adam iri cüsseli kimse umurunda değil. Hintlilerde zaten çok kavgacı tipler değil. Uysal siniri alınmış tipler hiç kavga eden tartışanlara raslamıyoruz. Zaten kavgacı savaşcı olsalar o kadar yıl İngilizlere nasıl sömürülürlerdi. Zaten sömürüdende pasif direnişle kurtuluyorlar , savaşarak değil oturarak zafer kazanan tek millet sanırım.
saat 12’de odamızı boşaltmamız gerekiyor. Süre kısalıyor ölünün yakılacağı yok. Tek kibriti çakmıyorlar mecburen ayrılıyoruz 1 saatlik boşuna beklemenin ardından! Durağımız MC Donalts, kapısında 20 dakika bekliyoruz açılması için. Hiç bukadar fasfoot yiyeceğim için heyecanlanmamıştım. 3 hamburger 1 cips 1 kolayı yutuyorum ama içerisindeki yeşil sosdan hoşlanmıyorum Mc Donalts’ da bile yerel tatlar var, sonra otelden çıkışımızı yapıp Varanasi Sokakları’na geri dönüyoruz ve akşamı boş boş sokaklarda dolanarak geçiriyoruz. Taksicinin götürdüğü bir kafede diğerleri kahve içerken biz sadece şişeden kola içebiliyoruz ‘temizlik içler acısı’. Akşam Aarti dini törenlerini izliyoruz. Özel kıyafetleri ile özel çalgılar eşliğinde çeşitli aletler ile dans eden öğrenci gençler gerçekten izlemeye değer. Tören sonrası taksi bizi Mahal Sarai Tren İstasyonu’na bırakıyor Varanasi’den bilet bulamadığımız için 25km. uzaklıktaki bu istasyondan geçeceğiz Agra’ya. Tren istasyonu kasabaya göre çok büyük görünüyor gene, ama aşırı kalabalık çok erken gelmişiz. Taksici bırakıp kaçtı 2000rupi mizi aldın bari gitmemizi bekle şerefsiz . O kadar erken gelmişiz ki bizim trene ait bir bilgi yok tabelalarda , görevliler 3. veya 4. perona yanaşacağını söylüyorlar trenin ve beklemeye başlıyoruz. Bir süre sonra ana gara dönüyorum trenin 6. perona yanaşacağı bilgisi geçiyor. Milleti toplayıp 6. kapıya her yerde aynı bilgi orada oturup bekliyoruz. Bekleyenler, beklerken uyuyanlar, beklemezsizin uyuyanlar, uyanık bekleyenler her yerde insan kalabalığı mevcut. O kargaşanın içerisinde küçük hareketlilik gözlüyorum yerlerin fare ile dolu olduğu görüyorum. Makinamla 6 fareyi aynı karede yakaldığım oluyor. Sürekli girip çıkdıkları bir deliğin önüne bisküvi kırıklayıp bekliyorum; daha fazlasını görüntüleyim. Beklerken kutsal ineklerimizden bir tanesi geliyor. Yorgun bitkin ve aç, beraberimizde Hintli arkadaşlar yiyemedikleri tropikal meyveleri uzatıyorlar bana bende elimle teker teker ineğe yediriyorum. Babaannem görse kemiklerimi kırar . 36 yıllık hayatımda yıllardır sütünü yoğurdunu yediğim ineklerine ne vermiştim ki. Tam inek ile uğraşırken fare kardeşlerinde bisküvilerin gerisi yok mu dercesine baktıklarını görüyorum. Ayfer başka bisküvi vermeyince onlara da tekrar ikram edemiyorum. Fareleri ve ineği aynı kareye alma peşindeyim ama başarısız. İnek peşimde bırakmıyor , sonunda garın ilerisine gidip ineği orda bırakıp kaçıyorum. Garda büfeler var burada kola ve poğaça sandığım sonra ekmekten farksız olan unlu mamül alıyorum. Delhi’de restaurant da 25rupi verdiğim kola büfe de 40 rupi. Saat tam 23:02’de tren gara ulaşıyor tabelada yazdığı gibi. Ama gelen bizim tren değil görevli trenin 3. peronda olduğunu söylüyor acele ile koşuyoruz. 10 dakika sonra tren geliyor 6. peron yazıp neden 3.perona getiriyorlar anlamak imkansız. Bizim gibi 6. peronda bekleyen turistler mevcut tek yanlış biz değiliz. Panikle trene dalıyoruz, ilk tren maceramızda olduğu gibi trene ilk giriş hayal kırıklığı oluyor. Sonra’dan alışıyoruz yataklı yürüyeren koğuşumuza. Millet çoktan uyumuş, geldiğimiz tren 3AC idi bu ise 2AC. Daha konforlu olması gerekirken biz ilk göz ağrımızı beğeniyoruz. Kompartımanlara bu vagonda seyyar satıcı girmiyor. 4 kişilik fakat benim ve Ayfer’in altında başkaları uyuduğu çift kişilik ranzalarda seyehat ediyoruz. Bizim Hintliler’se başka yerde aslında aramızda 2 perde var , tam karşımızdalar ama aynı alanda değiliz. Bu trenin wc’leri daha pis ve vagonumuz eski sürekli bir görevli var fakat temizlikcimiz yada odacımız diyelim çarşaf verirken para istiyor bende eşyalarımızın başına bir şey gelir belki korkusu ile 50 rupi çıkarıp veriyorum. Hırsızlıkların çok yaşandığı trenlerde biz bu tarz hırsızlığa rastlamadık. Trene biner binmez yattık ama ben uyuyamadım, alttaki amcanın arada bir horlamayı bırakıp kükremeye geçmesi buna etken sanırım. Bende gardan aldığım kolamı votkama ekleyip yudumlama başladım sonra sızmışım. Sabah 7:30’da Agra’da olmamız gerekiyordu. Sis bizi 5 saaten fazla geçiktirmiş. Zafer Abi sis için uyarıda bulunmuştu. 15 gün önce , geçer o zamana kadar diye düşünüyordum artar demişti haklı çıklı. Gece kükreyen amca iyi bir hintli çıkıyor, karısı ile sevimli bir çift bize mesafe ve gitmemiz , yapmamız gerekenleri anlatıyorlar. Yol arkadaşlarımızın yerel dil bilmelerinin faydasıda olmuyor değil.
Agra sağlı sollu tarihi binaların olduğu bir gara sahip, iner inmez rikşa’cılar yine saldırıyor. Biz koşsakda çok kaçamıyoruz. 50 rupiye Agra Fort’a gitmek üzere taksici ile anlaşıyoruz. Arabaya binenince 350 rupi istiyor iniyoruz. Tam üstümüzde ki tabelada Agra Fort 0.7 km Tac Mahal 2 km yazıyor. Ama şöför 10km diye ısrar ediyor. Taksiden kurtulduk derken rikşacılar saldırıyor bu kez ben biran önce binmek ve uzaklaşmak istiyorum. Hintliler yine taksi peşinde onlara aldırmayıp atlıyorum 50 rupi ye moto rikşa ya Ayfer’le uzaklaşıyoruz. Arkadanda Hintliler başka bir moto rikşa ile bizi geçiyorlar ve yolda duruyorlar. Agra’da taksi kiralayıp Jaipur’u gezip Delhi’ye geçeceğiz. Ayfer çok bozuluyor, Hintli büyük abla çok bencil kendi isteklerinde ısrar ediyor ve bize sormadan kararlar veriyor ve bize boşuna taksi ücreti ödetip duruyor. Yıllardır İngiltere’de ezilmişliğin acısını çıkarırcasına ‘ben artık o eski Hintli değilim’’i ıspatlama peşinde. “Sarı Mercedes” filmi aklıma geliyor. İlyas Salman’ın köyüne Almanya’dan aldığı Mercedes ile gelen gurbetçi gibiyiz. Bizim ne suçumuz vardı ki İlyas kendi almıştı Mercedes’ini oysa.
Yolda durdukları yer bir acenta, 3 günlük Agra-Jaipur-Delhi için 11.100 rupi taksi ücreti istiyorlar bizden, Ayfer ile Hintli kız kurusunun soğuk savaşı burada ısınıyor silahlar çekiliyor, Ayfer son vuruşu yapıp ağlamaklı gözlerle kadını alt ediyor. Çok ağır söylüyor , fazlasıyla bunu hak eden abla sonunda dayanamayıp tren bileti alalım trenle dönelim demeye başlıyor. En baştan beri plan bu değil arabayı kiralamamız gereken yer burası ama biz şimdiye kadar hiç araçtan inmedik neredeyse , araç kiralama işini en baştan onlar ayarlayacaktı ama hiçbir araştırma hazırlık yapmadan ilk girdiğimiz ajentadan pazarlıksız alıyoruz şöförlü aracımızı , araya girip yumuşatmaya çalışıyorum ajenta sahibi de yağlı müşterileri kaybetme niyetinde değil , ortam gerilince indirime gidiyor 10.000 e araç tutuluyor.
Dışarıda bizi bekleyen 2 rikşalara atlayıp Tac Mahal’e gidiyoruz. Bayılmamak elde değil görünce muhteşem ötesi bir mimari. Boşuna kos koca Hindistan’ın simgesi yapılmamış. dışarısındaki o muhteşemlik içine yansımasa da yine de mükemmel Tac Mahal çevresinde bir çok, güzel Moğol mimarisine sahip ama diğerlerinin hepsini sönük bırakmış. Tac Mahal’le ilgili o kadar çok hikaye varki anlatılacak ben hiç birini anlatmayacağım sadece yukarısından tutar gibi resim çekmek için epey uğraştığımı itiraf edeyim galiba başardım. 1 saatin nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. Zamanımız kısıtlı bir günün geçirilebileceği bu mekandan kişi başı 750 rupi vermemize rağmen ayrılıyoruz. Agra’da 2. durak Agra Fort, buraya giriş 250 rupi Tac Mahal biletini göstermek şartıyla yoksa fiyat artıyor. Askeri bir kale olarak yapılmış, saray olarak kullanılmış. Yine görkemli Moğol yapılarından ama aklım Tac Mahal’de kaldı , gözüm Agra Kalesi’ni görmedi. Burada 1 saate yakın zaman harcadıkdan sonra acenteuya arabamızı teslim almaya dönüyoruz. Rikşacılarla 50 rupiye anlmaşmıştık ama yine anlaşma tek taraflı fes edilse gerek fiyat artmış 100 rupi olmuş. Sinirler gergin, tüm tatil boyunca devam eden bu gerginlik bu aralar hat safada, rikşacılara 100 rupi verip gönderiyoruz. Araç hazır değil birbuçuk saat oyalıyorlar bizi 10 ar dakikalık süreler halinde, sonunda gıcır gıcır Tata’mız geliyor. Burada yollarda yerli Tata’dan sonra Suzuki, Honda, Hundai, Toyota görüyorsunuz. Avrupa olarak Ford görünüyor tek tük. Ama başka da kayda değer bir marka yok. Yerli Tata’nın her türlü kamyonu var yollarda, sanki sanırsın başka marka yasak burada. İnsanın hoşuna da gidiyor yerli üretim olması. Yolda MC Donalts amcayı ziyaret edip yola devam ediyoruz. Agra’dan çıkmak 1 saatimizi alıyor, yollar iğrenç trafik berbat. 8-10 km sadece kamyon sırası görüyoruz. Polis şehir giriş-çıkış ‘larında kamyon tonaj kontrolü yapıyormuş , neyseki biz o sırada bekleyenlerden değiliz. Sıra sıra Tata’nın süslü kamyonlarını geçiyoruz. Ve sonunda otobana ulaşıyoruz. Otobana ne zaman girdik ne zaman çıktık anlayamıyorum. Yoldan hiç ayrılmadığımız halde her 50-60 km’de bir gişeler var birinden fiş alıp diğerine para ödüyoruz. Taksi 100-150 rupi para ediyor. Ama ben mantığı anlayamıyorum. Viyadük, otoban çıkışı, çevre yolu mantığı vs. yok. Otoban kenarları açık yani otobanın diğer yollardan tek farkı paralı olması. Diğer parasız yollarda olduğu gibi ters şeritten gelen arabalar, rikşalar, yayalar var, susmayan kornalar, şehir içlerinde önümüze çıkanlar, yol ortasında bi karış çukurlar, tümsekler olmaması gereken her şey varken , olması gereken hiçbir şey yok. Delhi-Agra-Jaipur “Altın Üçgen” de denilen bu bölgenin diğer şehir yollarına göre en iyi yollar olmasına rağmen kara yolu ile gezmenin çok tehlikeli ve saçmalık olduğunu daha 1.km’de anlıyoruz. Trenle 5 saat süren 250km yolu 6 saatten biraz fazla bir sürede tamamlayıp otelimize ayak basıyoruz.
İlk kez ciddi bir müesseseye adım atıyoruz. Oteldekilerin işini ciddiye aldığı belli, oysa ki üçüncü otelimiz olan bu “Aria Niwas” en ucuz ve en kaliteli
Otelimiz. Geceliği 1.800 rupi ( 2 kişilik). Sabah kahvaltımızı otelde yapıyoruz; omlet, iki dilim kızarmış tost ekmeği, tere yağ, reçel ( yada ben onu reçel sanarak iki gün dokunmadım), çay toplam 80 rupi. Kahvaltı sonrası otelin bize verdiği Tapınak Listesi’ni alıp yola koyuluyoruz. Sırası ile Hava Mahal dışı kayda değer bu sarayın içi hayal kırıklığı, sadece içinde yerel kıyafetler ile resim çektiriyoruz; tanesine 100 rupi bayılıyoruz. Hava Mahal’de giriş ücreti olarak 300 rupi alıyorlar. 4 ayrı müzeye de bedevaya girebiliyorsunuz 300 rupiyi kabul ederseniz. Tekli giriş 200 sanırım. 2. durak Chandra Mahal, güzel bir saray üçüncü Jantar Mantar garip merdivenler daireler şeklinde yapılan yapılardan ibaret bir bahçe 1700lü yılların Astronomi gözlem eviymiş. İşe yaramış mı bilmiyorum ama çocuklar için çok güzel oyun parkı olurdu. Nahargarh yine başka bir saray ve son olarak “Amber Palace” burası içinde geniş bir zaman gerekli, merdivenlerden epeyce yürüyerek , tepede yer alan bu saray gerçekten harika. Yol çok dik gelebilir yürümeyi sevmeyenlere , size fille çıkma seçeneği sunmuşlar 750 rupi 2 kişilik fiyatı . Yürümekte çok zor değil zirve harika çünkü yukarıdan aşağısını resimlemek için bile çıkılabilir yukarısı zaten anlatılamayacak kadar güzel.
Zirvede tekerlekli sandalyede yaşlı bir Japon görüyoruz. Arkasında 2 yardımcı Hintli var biri sandalyeyi itiyor biri malzemeci Japon ise fotoğraf çekiyor bizim Hintli ablalar yarıda bırakmıştı o finişe varmış bile ; Ayfer’in yorumu : azmin ödülü- benimse paranın gücü. Yukarıda bir kale daha var ama oraya çıkan kimseler yok. Arkada köy var orayı resimlendiriyorum ilginç bir tapınak var o hoşuma gidiyor sonra aşağıya iniyoruz yolda fanta molası bedeli 30 rupi aşağıda binlerce güvercin var karşı tepede ise çin setini andıran surlar , yemyeşil bahçe ve yapay bir gölet burası gerçekten kayda değer. Saat 5:30da kapanıyormuş otele dönmek için ayrılıyoruz. Chouk Dany için Zafer Abi’yi arıyorum. İyiki oda Hindistan’da Birgileri aldıkdan sora dümenimizi köy eğlenceleri için Chouk Dany ‘e çeviriyoruz. Kapıda türk kafile ile karşılaşıyoruz mermer fuarına gelmişler. İlk gördüğüm Türk’ü öpüyorum özlemişim insanlarımı bir hafta olmadan bu takım elbiselilerin çoğu soğuk samimiyet doğmuyor dalıyoruz içeriye giriş 500 rupi Rajasthan Eyaletinde olduğumuzdan buranın örf ve adetlerini sergiliyorlar bir nevi sirk , Hindistanı tanımak için iyi bir fırsat kaçırmıyoruz küçük küçük grublar başka platformlarda marifetlerini sergiliyorlar. Danslar, çalgılar, güreşçiler vs. Hint kızlarını gösteri yapan profesyonellerden daha güzel dans ettiklerine tanık oluyoruz. Tek ziyaretçiler turistler değil. Yerli halkda burada, kalabalık ama güzel bir yer ayrıca yemekde ( yerel vejeteryan) ücrete dahil bedava , açık ve kapalı restaurantlarda yerde yaklaşık 200 kişi Hintli gibi yemek yiyoruz kimi yemekler güzel kimi ise çok kötü garip damak zevkleri var . Servis çok değişik kazan tarzı bakıraçlarda kepçe ile dağıtılan yemeklerin arkası bitmiyor , birini yemeden diğeri geliyor , bazen 2-3 defa istemem desende nafile bağırp çağırıp koyuyorlar. Yemezsen döven yok ama zorla ikram mevcut , bardaklar toprak kab , sular sıcak ve kötü istersen para ile su alıyorsun ama kola fanta bira vs. yok. İki saatimiz burada geçmiş bile doğru otele gidiyoruz yarın devam edeceğiz Jaipur’a.

Jaipur’da ertesi güne otelde kahvaltıyla
başlıyoruz. Otelin bahçesi yemyeşil , dün gün boyu günlük güneşlik olan hava , bugun kapalı ve sisli , Sabahları genelde sisli oluyor , Agra’yada sis yüzünden 5 saat gecikmeli inmiş Planımızda olan Fetihbur Sikri’ye anca gece ulaşabilmiş , dışarısını görmemize rağmen içini görememiştik. Kahvaltı sonrası otelden çıkış yapıp Monkey temple ‘a gidiyoruz . Gerçekten kayda değer bir mimarisi bulunmamasına rağmen aklımda en iyi kalan tapınak burası , dik bir tepenin üzerinde bulunuyor , yaya olarak taş kaplama yoldan çıkılıyor , 1 km civarında olan bu yolda maymunların , domuzların , keçiler ve ineklerin kardeş kardeş yaşadığına tanık oluyorsunuz. Yüzlerce hayvan sizi izliyor ve sizden yiyecek bekliyor , Aşağıda satılan yiyeceklerden ikram ediyorsunuz onlarda afiyetle midelerine indiriyor. Yolda domuzlar üzerinde maymunları görüyorum , ilk aklıma gelen Bremen mızıkacıları , hayvanlar farklı ama yaşam aynı . Tapınak kötü kayda değer bir şey yok , kitaptaki zafer abinin bahsettiği tapınağamı geldik orası da mechul , binalar pek kitaptakiyle uyuşmuyor , ama hayvan yaşamı birebir uyuşuyor , zaten son 5 gündür yeteri kadar tapınak , kale , saray gördük çok ta sorun değil , hayvanları görüntülemekten buyuk zevk alıyoruz.
Dönüşte Albert Hall müzesine uğruyoruz , küçük minyatür heykellerin , silahların , kıyafetlerin daha hatırlayamadığım bir çok eserin başarıyla sergilendiği bir müze , Binası da çok hoş , tepesindeki kuşlar sanki kanatlatlandırıp götürecek binayı binlercesi oradalar , binada bir ormanın içinde olsa çok harika korku filmi çekilirdi …
Dönüşte kızların alışveriş krizi tutuyor , buyuk abla arabada şöförle kalınca aklıma kötü seneryolar gelmiyor değil , ben ilk tezgahtan kilosu 20 rupiye aldığım muzları mideye indirirken , Ayfer’le küçük abla yatak örtüsü bakıyorlar ,Küçük ablayla bir sorunumuz yok o baştan beri ortayı bulma telaşında ,yatak örtüsü için bir dükkandan diğerine giriyoruz. Hint desenli örtülerden almadan dönmek olmaz tabi T-Shirt ünü , eteğini , şalını aldık örtümüz eksik kalmasın. 1500 rupiden pazarlığa başlıyor Ayfer , bir dükkanda istediğini buldu sonunda ,adamın hiç şansı yok. 20 dk direniyor ve pazarlık 500 rupi den kapanıyor. Sonra aynı mekandan 3 te bir fiyatına indirdikten sonra 2 etek daha alıyor. Son hamlesini 150 rupide bir şal için deniyor , ama satıcı artık pes etmiyor , son kalesini teslim etmiyor 200 de diretiyor. Şal dükkanda arkamızdan baka kalıyor. Tezgahtara yalvaran gözlerle bakıyorum , ver 150 yede bende kurtulayım alışveriş zulmünden ama nafile , Tezgahtar bekar anlaşılan durumumdan habersiz .
Saat 2 yi geçmiş bile acilen yola çıkmamız gerekiyor. Delhi’ye gece olmadan ulaşmalıyız. Karayolu yine çok maceralı geçiyor , bu kez trafik kazalarına tanık oluyoruz. Delhi – jaipur yolu daha düzdün , otobanları en azından bizim duble yolları andırıyor. Delhi’ye 7 saatte anca ulaşıyoruz. Otele ulaşır ulaşmaz para bozdurma peşindeyim bozukluklar hariç hiç rupim kalmadı 5400 rupi olan 100 dolar 5250 ye düşmüş , 5270 e zorla son 230 dolarımı bozduruyorum. Son 1 haftalık bütçemiz bu , bununla idere etmeliyiz. Para bozdururken yanlışlıkla 2000 rupi fazla ödüyorlar bende geri veriyorum , tabiî ki yanlışlıkla …
Cüzdanımı rupilerle doldurduktan sonra kendimize , otelimiz Cottage Yes Please in karşısında bir restaurantta ziyafet çekiyoruz buraya ilk Delhi durağımızdada gelmiş çok memnun kalmıştık. Otelimiz de gayet güzel , fiyatı gayet makul 950 rupi , (zafer abinin yine yol arkadaşlarımızda tartıştığımız bir anda bizim için rezervasyonunu yaptığı bir otel ) ilk defa kızlarla başka otellerde kalacağız, zaten Delhi’ye iner inmez ayrılıyoruz. Yemek dönüşü Ayfer’i otele bırakıp dışarı çıkıyorum. Amacım bir internetkafe bulmak ama burada hayat erken bitiyor. Kuzeyde gece hayatı yok , mekanlar akşamüstü kapanmaya başlıyor. Kafe bulamayınca bizim kız kurularının kaldığı , bizim de ilk Delhi gelişimizde geldiğim Joyoti Maal oteline gidiyorum. Burada ki bilgisayarların birini gözüme kestirip oturuyorum. Facebook ta daha işimi yarılamıştım ki internet kesiliyor. Otelimize geri dönüyorum mecburen , Ayfer kitap okuyor , Hindistan gezi rehberi hep elimizde zaten , hiç düşürmüyoruz , bir çok resimde sanki kitapla özellikle çekilmişiz gibi dursa da gerçek o , tek Türk dostumuz , tüm gezi boyunca bizi yalnız bırakmayan , Bazen eleştirmiyor da değiliz , özellikle fiyatlar hiç tutmuyor , tanıştığımız herkesin ortak fikri Hindistan’ın son 3 yılda çok pahalandığı , buralara daha önce gelmek varmış ama yinede her şey çok çok ucuz. Ayfer uyuyunca bende not almaya başlıyorum vodka kola eşliğinde , gece bir ara recepsion a inip kalemimi yenileyip , interneti karıştırıyorum. Sonra uykuya dalıyorum.
Sabah taxi ile havaalanına gideceğiz 750 rupiye gelmiştik havaalanından 300 rupiye bulunca seviniyoruz ki havaalanında fiyat 500 olmuş , Hintli kızlar başka havayoluyla uçuyorlar Goa’ya , Burada havaalanlarında değişik bir sistem var iç hatlar , dış hatlar diye ayırmak yerine 1. terminal , 3. terminal diye ayırmışlar her havayolu kendi terminalinden uçuyor. 1. ve 3. terminal arası 5 km olunca taxici 500 istiyor. 300 Bozuğum olmadığı için 500 ü kaptırıyoruz.
Uçağımız Boing 737 -900 , yemekler leziz Jet Airways in , Goa öncesi Mumbai’de aktarma yapıyoruz. Ve havalandıktan 4 saat sonra Goa dayız. Gao yüzyıllarca Portekiz topraklarıyken ancak 1961 de Hindistan bağımsızlığını kazandıktan 16 yıl sonra Hindistan topraklarına dahil edilebilmiş en küçük eyalet , 3 şehir var Portekizlerin Goa’da kurduğu biz bu şehirlerden biri olan Margoa’ya , 2 km uzaklıktaki Novelim’de kalacağız. Hintli kızların Novelim deki evine havaalanından yaklaşık yarım saatlik taxi yolculuğu sonrası ulaşıyoruz bedeli 500 rupi , akşam oldu Delhi’den 2 Taxi , 2 uçak yolculuğu sonucu ulaşıyoruz evimize..
Goa daki 2. günümüzde Colva Plajına gidiyoruz. Novelim – Margoa arasını dolmuşlarla kişi başı 5 rupi verdikten sonra , oradan yine dolmuşlarla Colva’ya geçiyoruz. 2. aktarmanın bedeli kişi başı 20 rupi. Evden çıktıktan sadece 40 dakika sonrası plajdayız. Burada hiçbir dolmuşta beklemiyorsunuz. Sanki dolmuş tüm yolcuyu almış son koltuğu size ayırmış sizi bekliyor , dolmuşa biner binmez kalkıyor , nufusun ilk kez faydasını görüyorsunuz , hemen dolan dolmuşlar. Colva Plajı nın ucu bucağı gözükmüyor , ne başı ne sonu belli 1 saate yakın yürüyoruz yinede bir yere vardığımız yok. Gözünüzü kum ,deniz , Hindistan cevizi ağacı 3 lüsünden ayıramıyorsunuz. Dolmuştan inince kalabalık olan sahil yürüdükce sakinleşiyor. Her 50 mt de bir ahşap palmiye karışımı doğaya uygun restaurant lar var. Tüm Goa da olduğu gibi burada da restaurant önlerindeki şemsiye , şezlonglardan ücretsiz yararlanıyorsunuz. Fiyatlarıda çok çok uygun bizim plajlardaki gibi soyguncu değiller. Rakip çok çünkü . 90 rupi ye bira 20 rupi ye çay kahve içebiliyorsunuz (100 rupi 3,5 tl civarı ) biraları bizimkilerin aksine 65 ml ..Tüm Goa da tek bir markaya raslıyorsunuz Kingfisher . Colva Plajı okadar uzunki 10 km sonra plajın adı Betalbatim yada 5 km önce Varca oluyor, Aynı sahilde yürüyorsunuz ama o plaj 10 tane isim alıyor. Kumu bizim buralar dan farklı altın sarısı , deniz ise çok tuzlu değil , güneşte sanki yakmıyordu ama akşam evde iyice kızardığımızı anlıyoruz. Güneş kremleri valizde evde kalmış acısı çıkacağa benziyor. Neyse ki yoğurta ihtiyaç kalmıyor. Oysa buralarda tanıdık yoğurt var üzerinde yoğurt yazsada marketteki kıza anlatamıyoruz. Galiba İngilizce si yoğurt yerel adını öğrenmek lazım. Birde tanıdık fındığı görüyoruz üzerinde Türkiye’den geldiği yazıyor. Bende İstanbul yazan tişörtümle 2 gün dolaşmış kimsenin ilgisini çekmemiştim. Oysa Ayfer çok favori durmadan resim çektirmek isteyen gençlerle karşılaşıyoruz. Karımdaki cevheri benden başkaları da keşfetti anavatandan binlerce km uzakta olsak ta , Başka Türk ürünle karşılaşmıyoruz tatilimiz boyunca … 3. Gün Kuzey Goa ya gidiyoruz Ayfer’le , Goa da tüm hafta boyunca 2 kişiyiz artık , Hintli Kızlar deniz den hoşlanmıyorlar , Kalıcı Kuduzluk olsa gerek sudan ürküyorlar , Dalyan dada hiç deniz e gittiklerine tanık olmamıştım. Birbirimizden de iyice bıktık böylesi çok daha iyi . ilk durak Panjim . Margoa – Panjim arasını otobüsle yarım saatte alıyoruz. Fiyat 30 rupi. Panjim Fethiye yi andırıyor ,Goa nın merkez şehri olmasına rağmen şehir görünümlü değil turistik bir sahil kasabası edasında. Sahil boyu ilerlerken Portekiz lilerden kalma yapılar görüyorsunuz hala kullanılan , sonra hipnozcu heykelini buluyoruz , Kitapta olan . içerilere daldığımızda ise rasgele Immaculate Conception Kilise’sine rastlıyoruz. Portekiz Mimarisi önündeki merdivende resim çekmeye başlamıştık ki bir Bangledeş liye rastlıyoruz. Bize çantasını trende çaldırdığını Delhi’ye Konssolosluk’a ulaşması gerektiğinden bahsediyor, ben zaten anlamıyorum “okey, okey” diyerek başımdan savacakken Ayfer’e öğretmen olduğunu ve bize yardım edersek paramızı ülkesine varınca iade edeceğini söylüyor. Ayfer meslektaşına kıyamıyor, yanımıza da çok para almamıştık buna seviniyorum ve ancak 50 rupi verebiliyoruz adamdan ayrılıyoruz. Ama yine de hep kuşku ile bakıp inanamıyoruz. Bu yediğimiz kaçıncı kazık artık sayamıyoruz. Burada güven kelimesinin karşılığı yok çünkü
Panjim’den sonra sırada Old goa var Panjim’den dolmuşla 25dakika sürüyor ve kişi başı 10 rupi. Essiz bir gotik kilise olan Bomjesus Basillica’yı geziyoruz ve hemen karşısındaki Se Kathedroli ni , old Goada başka bir Arkeoloji müzesi olması lazım ama onun aramıyoruz. Güneş çok yakıcı beynimiz sulandı. Tam dolmuşa dönecekken Ayfer yerde 50 rupi buluyor, adama verdiğimiz 50 rupinin geri geldiğini düşünürken ben hemen muz ve kola olarak değerlendiriyorum. Margoa’ya yine 3 dolmuşla dönüp kendimizi internet kafeye atıyoruz. Burada esnaflar asık suratlı, dövecekler sanki müşteriyi. Müşterinin veli nimet olmaması nüfusdan olsa gerek, müşteri çok iş yapmayan yok. Asık suratlı internet kafeciye ne sorarsan cevap : NO! . bizim memlekette turistin kıçını yalarız yine de beğendiremeyiz, belki de saati çok ucuz olduğundan 10-15 rupi burada internetin saati, ayrıca usb’sini kullandığımız için para alıyorlar. Ben çok saçma bulduğum için kullanmadık diyip para vermiyorum. Goaya ilk ayak bastığımız gün paramızın yetmeyebileceğini düşünmüş Hint yemeklerinden de sıkıldığımız için, yemeklerimizi kendimiz evimizde yapmaya karar vermiştik. Burada yıl boyu yaz olduğundan ve gübre, ilaç vs. çok pahalı olduğundan organik olmayan sebze meyve yok hepsi organik.
İlk gün domates soslu makarnayla giriş yapmış, sonra börülce yoğurtlamasıyla devam etmiştik. 3 gün ise menüde menemen var. Yarın plajda balık yiyelim diyoruz, bu kadar ekonomi yeter sanırım tasarruf işe yaradı paramız eksilmedi. Aslında tüm bütçemiz 600 dolar ve 2 haftalık 2 kişiye fazlasıyla yeter. Bizim Hintliler yüzünden durmadan araç kiralamamız ve pahalı otellerde kalmamız bizi zora soktu. Ama şimdi taparladık, hint yemeklerinde vejeteryan ağırlıklı olması et olarak sadece tavuk kullanılması beni hep baharatlı tavuk yemeğe itti ve kısa sürede bu yemeklerden sıkılmama neden oldu. Sokakda onca başı boş hayvanın dolaşmasının en büyük nedeni etin tüketilmemesi sanıldığı gibi sadece sokaklarda sadece başıboş inekler yok zaten ineklerin çoğu boğa, erkeklerin sütü olmadığından değersizler. Maymunlar, keçiler, domuzlar, kuşlar doğada serbest yaşıyorlar ve de çok mutlular.
Goada ki 4. günümüzde sabah 8de kalkıyoruz. Bu gün programda en kuzey var, 3 dolmuş ile dünkü gibi panjim’e ulaşıyoruz. Pamjim’den sonraki durak Colangute. Sahili ve plajı çok güzel, alışveriş içinde ideal ucuz bir yer. Ama biz burada fazla durmuyoruz. Çok yerli turist var, her yer donla denize giren Hintli dolu ve okeyi bırakıp tüm kahveyi plajı getirmiş hallerinden rahatsız oluyoruz ve programda yoğun olduğundan Anjun’a doğru yola çıkıyoruz. Anjuna’ya gitmek için Mapusa’ya gidip ordan tekrar dolmuşa binmemiz gerektiğinden biz rikşa ile yola devam etmeyi seçiyoruz zamanımız yok çünkü 200 rupiye taksi bulmuşken daha ucuza rikşa ile gideriz diye kabul etmiyoruz. Ama rikşacılar 350den pazarlığa başlıyorlar sonra bir rikşacıyı 200e ikna edip, taksiyi kabul etmediğimize yanaraktan yola çıkıyoruz. Buralarda kuzeydeki gibi çok taksici rikşacı yok bu sebebten pazarlık şansımız azalıyor. Ama rikşalar daha temiz daha bakımlı, neyse 15km yolu tamamlayıp Anjuna da ki Flea Market’e yetişiyoruz. Bu Pazar sadece çarşambaları kuruluyor ve koskocaman dolaş-dolaş bitmiyor. Yerel her türlü kıyafet, yiyecek, hediyelik eşya vb. ürünün pazarlnadığı bu Pazar o kadar ünlü ki, tüm çevre çarşambaları burada. Pazar bir sürü hippi kaynıyor. Goa’nın her yerinde Rus turistlerden de bol bol buluyorsunuz, tezgahdarlar Rusça’yı çoktan kapmış bile. Hippilerse kesinlikle görülmeye değer. Pazarda bu aykırı yaşama o kadar çok tanık oluyorsunuz ki sadece hippi görmek için bile bu pazara gelinir. Pazardan birkaç hediyelik ve kıyafet aldıkdan sonra plaja atıyoruz kendimizi. Pazar sadece turiste özel olduğundan fiyatlar Hindistan’a göre abartılı 150 rupilik bir şala 1.500 gibi bir fiyat çekebiliyorlar, ama siz fiyatını biliyorsanız pazarlıkla gene değerine alabiliyorsunuz. Tezgahta sizden başka alıcı olmamasına dikkat edin , ve almak istediğiniz fiyatı söyleyin yeter. Aynı tezgahta Ruslar varken indirim yapmıyorlar. Plajı harika özellikle resim çekinmek için, ama yüzmek için 2 gün çok dalgalıydı ve müthiş bir akıntı mevcuttu , sizi o kadar sürüklüyor ki anlatamam can kurtaranlar sürekli panik halinde durmadan düdük çalıp sizi zorla kıyıya yaklaştırıyorlar. Zaten insanlar yüzmek yerine güneşlenmeyi veya plajda yürümeyi seçmiş. Sahilin bir kısmı volkanik kayalıklardan oluşmuş buda plaja ayrı bir güzellik katmış. Ayfer çok yorgun onu bir şezlonga yatırıp, otel aramaya çıkıyorum. Saat 1:30 ve otel tutup motorsiklet kiralamam gerekiyor. Plajın ortalarına doğru yürüdükten sonra iç kısma dalıyorum orada ilk gözüme kestirdiğim otele fiyat soruyorum. Kitapta fiyatların 150 rupiden başladığı yazıyor, ama bugün Çarşamba Pazar dolayısıyla tüm çevre burada fiyatlar tavan yapmış kitapta yazan birkaç oteli bulmayı çalışıyorum, ama bilen yok ilk sorduğum otelci 950 rupi fiyat çekiyor ben 700 olur mu diyorum kabul ediyor. Keşke 300-400 ile başlasaydım pazarlığa ama artık çok geç. Ama yinede benim ayırdığım bütçe 1000 kadar kendimi karlı hissderek ayrılıyorum. Acil motosiklet kiralamam gerekiyor. Ve daha kuzeye Arambol’e kadar çıkmayı düşünüyoruz. Zafer Abi’nin tavsiyesi bu ve tüm tavsiyeleri şimdiye kadar mükemmel sonuçlar verdiği için insanın bu tavsiyelere harfiyen uyması gerekiyor. Motor bulmak otel bulmak kadar kolay değil. İnsanlar taksi duraklarına sormamı söylüyor. Taksi duraklarında taksi bile yok ki motor olsun. Her kiralık motor aradığımı söylediğim kişi telefonuna yapışıyor orayı burayı arıyor ama yok. Sonunda yolda rasladığım birine yine motor soruyorum. Artık yolda kim denk gelirse motor soruyorum. Hatta yoldan geçen motorlulara da . Hintli sandığım bir turiste sormuş olmalıyım ki bir defasında bende kiraladım anlıyorum olmayan İngilizcem ile. Neyse son aradığım kişi birini arıyor. Motor bulunuyor, 500 rupiden başlayan pazarlık 300 rupide sona eriyor. Bu fiyat yinede çok yüksek ama başka çarem yok kabul ediyorum. 5dakika sonra Honda beat’im geliyor. Motor sahibi pasaportumu istiyor, ben sadece fotokopisini vererek ordan ayrılıyorum. Tüm pazarlık bir berber dükkanının önünde oluyor, motor sahibi berber çırağı anladığım kadarıyla. Yine aynı berberden 1 litre benzin alıyorum. 80 rupi. Saat 2:00 ve yine ertesi gün aynı saatte motoru teslim etmek üzere uzaklaşıyorum. Acenta vs.’nin henüz mevcut olmadığı bir sürü kağıt imza vs.’nin gerek olmadığı bu sistem beni bundan 20 yıl öncesine götürüyor. Çaycılık yapıyorduk bot(sürat teknesi) ve araba kiralıyorduk, aynı buradaki gibi. Plaja tekrar geri dönüyorum, Ayfer’i de alıp otele geri dönüyorum. 5 dakika hazırlık sonunda motorumuza atlayıp yola koyuluyoruz. Sahili takip edip, Arambol’e kadar çıkmayı 5-6 adet kumsal, köy, kasaba görmeyi arzuluyoruz. Yollar bizim gibi motor kiralayan turist kaynıyor. Hippiler Halley tarzı çapur motorlarıyla saçları rüzgardan havalanmış geçiyorlar . Sürat meraklılarının ise Kenan Sofoğlu’nu aratmayan performansları korkutuyor bizi. Eski İngiliz sömürgesi olan Hindistan’ın trafiğinin ters işlemesi ve evde kalan Hint asıllı İngiliz olduğunu iddida eden koca karıların motorsiklet kesinlikle kiralamayın demesi beni bir süre ters yönde etkilese de yolda gördüğüm benden kötü turist şöförlerin yolda ilerlemesi kendime güvenimi sağlıyor kısa sürede alışıyorum yola. Yollar dar ve virajlı olmasına rağmen çok keyifli , yemyeşil doğa ve el değse de çok bozulmamış topraklar , yollar çok kalabalık olmasına rağmen çoğu benim gibi heyecan peşinde olan turistler. Bir süre sonra yollar bomboş oluyor, nedenini su almak için durduğumuz köy bakkalında öğreniyoruz. Yanlış yola girmişiz bakkal geri dönmemiz gerektiğini bu yolun uzun ve çok virajlı olduğunu söylüyor. İşte bu bana gaz veriyor. Durmak yok yola devam. Yayladan gidip sahilden dönmek vardır bizim oralarda. Hatta yayladan Antalya’ya gidersin sahilden dönersin. Öyle yapıyoruz pişmanda olmuyoruz. Pirinç hasadı yapan köylülere tanık oluyoruz. Sahil kasabalarından geçmeyi umarken köylerden geçiyoruz. Köylülere ve çocuklara rastlıyoruz. Ama biz bir sahil kasabasına ulaşacağız heyecanı ile beklerken birden karşımızda son varış noktamız Arambol’ü buluveriyoruz.
Çok harika , plaja atıyoruz kendimizi , küçük bir köy burası , sahil 1 km civarı bir koy ama çok rüzgarlı ve dalgalı olduğundan kumlar savruluyor İztuzu sahili gibi ama yinede ta buralara gelmişken denize girmeden dönmüyoruz. 1 Saat kadar zaman geçirdikten sonra , sahilden geri dönüyoruz. Dönüşte istediğimiz koyları , sahilleri , plajları görebiliyoruz. Mantığı kapıyoruz artık , burada trafiğin yoğunluğunu takip edeceksin yoksa yolda levhalar yetersiz , anayol tali yol ayrımı yok , tüm yollar aynı genişlikte , seçim asvaltı da değil , köy yolları Hint liler çok geri kalmış çoook
Gördüğümüz her sahilde duruyoruz , bazen fotoğraf bazense sadece gözlemliyoruz , hayran kalmamak elde değil. Giderken tanık olduğumuz bir trafik kazasının dönüşte de kalkmadığını görüyoruz. Minibüsle kamyonun feci çarpıştığı bu kazada ölen yok en azından ona seviniyoruz.
Motor gezimiz çok hoşumuza gitsede birden bitiveriyor sahil yolu kısaymış , ilk çıkış noktamız Anjuna dayız. Flea Market e tekrar uğruyoruz , akşam pazarı ucuzlamıştır umuduyla , biblo alıyoruz , kutsal ineğimizin bize gelişi 200 rupi , oysa satıcı 1200 den başlamıştı pazarlığa ,sonra birkaç kıyafet alıyor Ayfer , bavullarda hala boş yer varmış , boş gitmek olmaz tabi …otele vardığımızda akşam olmak üzere Otelimiz kötünün iyisi 700 rupiyi sonuna kadar hak ediyor.duşumuzu alıp , plaja atıyoruz kendimizi , gece partiler düzenlendiğini bildiğimizden gece burada konaklamayı seçmiştik. Plajda 3 restaurant ta hareketlilik var benim tercihim en soldaki kayalıkların hemen önündeki canlı Rock müzik yapan Rus ve Hippilerin ağırlıklı olduğu bir restaurant ama ağzına kadar dolu burası , eğlence çoktan başlamış ayakta duracak yer yok , oradan ayrılıp hemen birkaç mekan yanındaki başka bir restaurant a yöneliyoruz. Burada bambulardan 3 katlı çardaklar oluşturulmuş çok harika bir mekan , tercihimizi buradan yana kullanıyoruz ve zorla 3. katta bir çardakta yer buluyoruz. Burayıda hippi ve Avrupalı turistler ele geçirmiş , çoğu çocuklu hippi aileler . 5- 6 yaşındaki çocukları kendileri gibi giydirmişler , küçük hippiler harika bir görüntü sergiliyor. Ben 3. Katımızdan aşağıyı dikizlerken , keman - davul- akordion- tuba dan oluşan bir grup birden müziğe başlıyor. Çingene müzikleriyle başlayan grup Yunan , Rus , İspanyol ve anlayamadığım ama kulağa çok hoş gelen birçok dilde müthiş müzik yapıyorlar. Bu tüm müşterileri ve bizi okadar çoşturuyor ki ısmarladığım yemek ve içkileri bile hatırlamıyorum. Ödediğim 630 rupi nin içinde balık ve bira olduğundan eminim sadece ,çok güzel geçen bu gecenin ömrüm boyunca unutamadığım geceler listesinde Top 10 a alıyorum. Grup sahneden indikten sonra masaları dolaşıyor Hint li olmayan bu gurubun sürekli burada sahne almadığını düşünüyoruz. Çünkü bahşiş sonrası plajda sabaha kadar içtiklerine , ve mekanı sahiplenmediklerine tanık oluyorum. 3. Katta çardaklarda Kilitli Bizim Çeyiz Sandıklarından var , gece yatmak için insanların buraları kiraladıklarını öğreniyoruz. Daha önce öğrenmiş olsaydık hoş bir tecrube olabilirdi bizim için. Sahilde restaurant çıkışı birkaç tur attıktan sonra otele dönüyoruz. Odada pervanemizi açıp uykuya dalıyoruz. Burada mekanlarda genelde klıma yerine pervaneler var tavanda. Hatta kaldığımız Hintlilerin evinin her odasında mevcut burada çok işe yarıyor. Burada sıcak bunaltmıyor insanı , tişörtünüz üstünüze yapışmıyor , günde 10 defa duş alıp kıyafet değiştirme gereği hissetmiyorsunuz.Akşamdan yıkadığınız kıyafetler sabaha takır takır kurumuş oluyor. Nem oranı düşük sanırım.
Anjuna daki 2. günümüzde deniz , kum , plaj dışında bir planımız yok , gönül rahatlığıyla uyumak , dinlenmek istiyoruz. Ama sabahın köründe uyanıyorum yine , dalgaların sesi okadar net geliyor ki , sanıyorum dışarıda fırtına var. Ayfer uyurken motora atlayıp markete gidiyorum. Amacım domates , peynir , ekmek , hıyar alıp en azından bizimkine yakın kahvaltı yapmak. Markette 115 rupi olan kaşar bakkalda 95 rupi birçok üründe fiyat böyle bakkallar daha ucuz birde burada fiyatlar ürünün rafında değil , üzerinde yazıyor. Kahvaltılıklarımız alıp motorumuzu teslim edip kendimizi plaja atıyoruz. Plajda restaurantlarda kahvaltı yapmak çok daha hesaplı ama ben artık yumurta omlet yemek istemiyorum. Zeytin olmasa da çayımızı da alıp (15rupi )bizim kültüre yakın kahvaltı yapıyoruz. Özlediğimiz zeytini , kahvaltısına taşıyan , bir ülkeye daha raslamadık , buna balayında gittiğimiz İtalya – ispanya da dahil. Plajda kahvaltı sonrası seyyar satıcılardan fırsat bulup bir türlü güneşlenemiyoruz. Aynı satıcının yarım saatte 3. kez dövme veya muz istermisin teklifine mağruz kalınca artık fıttırıyorum. Şemsiye ve şezloglar ücretsiz olmasına rağmen restaurantlara ait ve garsonlar hep yanıbaşımızda , seyyar satıcılara ise müdahale etmemeleri çok ilginç . Sonunda seyyar satıcılar dan kaçıyor ve ayrılıyoruz Anjuna dan..
Mapusa’da bindiğimiz dolmuş şöförümüz geceden Formula 1 izlemiş olacak ki çok etkilenmiş , çok süratli ama kullandığı Ferrari değil farkında değil. En az 35 – 40 yıllık bu kamyon dönmesi minibüs o kadar şangırdıyor ki , yıllardır arka bagaj kapısı ve camları ses çıkarıyor diye şikayet ettiğim bizim oralarda sık kullanılar Peugeot minibüslerden özür diliyorum. Ses çıkarmayan en küçük bir parçası dahi bulunmayan bu aracımızla sonunda sersemlemiş halde Mapusa’ya varıyoruz.Bu eziyetin bedeli 10 rupi , Sonraki Panjim yine dolmuşla 20 rupi..
Margoa ya geldiğimizde ilk defa dolmuş bulamıyoruz yada biz çok sabırsızız , 2 km lik yolu bu sefer yürüyerek katediyoruz. Biraz tehlikeli oluyor , galiba yayalar bu araç yolunu kullanmıyor , bizden başka yaya yok ama sonuç başarılı …
Gece Bakkaldan aldığım Kingfisher biramın üzerine kalan son Vodka’mı da ekliyorum. Kafam bir hoş oluyor. Sanırım ben babamın oğlu değilim yada alkolin bana bir garazi var Moskova’dan aldığım vodka ancak , son nefesini biramın içinde verebiliyor. Vişne , kola derken ölümü biranın elindenmiş.
Her sabah olduğu gibi bugün de sabahın köründe kalkıyorum. Ayfer’den 2 saat sonra yatıp 2 saat önce kalkıyorum. Tatil heyecanı mı yoksa , iklim farklılığımı bilemiyoruz. Bugun Planda Pololem var Goa nın en güneyinde sahil kasabası , İlk defa tek dolmuşla ulaşacağız Goa’da bir yere , heyecanlıyız ama ağırdan alıyoruz. 1saat süren bu yolculuğun bedeli 25 rupi. Margoa dan şehirler arası otobüslerle (dolmuştan farksız) ulaşıyorsunuz. Bilet kesildiği için dolandırılma riskiniz yok.Transit yolculuklarda biletinizi grajdan tehmin ederken , bu yolculuğumuz da olduğu gibi biletinizi araç içinde muavinden teslim alıyorsunuz. Köy münübüslerinde ise , sizi ite kaka tıkıyorlar araca hemde kazıklıyorlar. Aynı yola bazen 5 rupi verirken bazen 20 de ödeyebiliyorsunuz . Kazıklanmamanın yolu ücreti diğer yolculara sormak ve elinizde bozuk para hazırlamak. Muavine sorarsanız ücreti bilmediğiniz ortaya çıkar ve bu kazıklanmak için kaşınıyorsunuz demektir. Bilinki bu fırsatı kaçırmayacaklardır. En azından ben dürüst bir muavin e raslayamadım , Şehirler arası giden araçlarla köy – kasaba gidenlerin tek farkı transit gidenlerin ayakta ve Yoldan yolcu almaması . Hepsi aynı Tata , geliyor aslında bana kimisi biraz büyük kimisi küçük sadece anlayamadığım. İçeride yolcular sıkış depişken şöförün koskoca kafeste rahat rahat oturması. Şöför ün bulunduğu alan süslü püslü , şöförün dininin simgeleyen işaretler görüyorsunuz. 3 dinin kardeşliğini simgeleyen Yapıştırmalara dahi tanık olduk ( Hinduizm , hiristiyanlık , Müslümanlık) her araçta en az 1 adet muavin var biz 3 adetli olanınada dahi tanık olmuştuk. Kadın muavinlerde var az olsada , tüm muavinlerin kıyafetleri aynı , en azından temiz olsalar aynı renkte olacaklar. Bazı Minibüs koltuklarıda muavin kıyafetleri gibi kirden simsiyah.
Pololem’e vardığımızda sahilde biraz yürüyoruz. Sağ tarafa doğru ilerliyoruz. Burada ana kumsaldan kopuk diz boyu suyla ayrılan , küçük bir kumsalcık daha var. Dalyan’ımızın İztuzu Sahilini andırdığı ve daha sakin olduğu için Orayı beğenip orada güneşlenmeyi seçiyoruz. Daha yarım saat geçmemişken , Türkçe duyuyoruz. Bizden başkalarının da bizimle aynı dili konuştuğuna 2. kez tanık oluyoruz. Zafer abi ve gurubununda bugun Pololem de olacağını bildiğimden o gruptan birileri diye düşünerek atlıyorum önlerine , Hatice 10 yılı aşkın bir süredir Milli eğitimde rehberlik öğretmenliği yapıyormuş , Emre ise yeni mezun mühendis. Eskişehir’de ev arkadaşı olan bu 2li Otostopla İran , Pakistan üzerinden ta buralara gelmişler. 3 ayı aşkın memleket hasreti çeken bu ikiliyle kısa sürede kaynaşıveriyoruz. Çılgın Türk’ler olarak adlandırdığım , cana yakın , sevecen bu 2linin serüvenlerini dinledikçe onlara özeniyorum. İlk Hindistan anıları anlatılıyor ,sonra bir önceki serüvenler paylaşılıyor.Ortak Tanıdık Zafer abinin kitabı , Hindistan Gezi Rehberleri Gösteriliyor , karşılıklı eleştiriliyor. Sonra biraz siyaset , biraz ticaret. Hatice Hindistan’da çöp işine takmış ben nasıl akıl edemedim , her yer hammadde , her yer sermaye oysa. Akşam ın nasıl olduğunu 4 ümüzde anlayamıyoruz. O kadar Çok etkileniyoruz ki Ayfer’le bu 2linden o gün tüm gece boyunca , onlardan konuşuyoruz. Hindistan’a gelmek için öğretmenliği bırakıp , 1 yıllık ücretsiz izin almasına mı şaşıralım , yoksa tüm komşu ülkelere otostopla gezi yapmasına mı , yada bizim 16 günlük 600 dolar lık , bütçemizle aynı olan 6 aylık bütçelerine mi bilemiyoruz. Hatta dönüşte ayrılırken öyle sarılıp vedalaşıyoruz ki , sadece birkaç saatlik arkadaşlık olduğuna inanmak , imkansız. Bize de otostop çekip kıyak yapmak istiyorlar ısmarladığımız öğle yemeğine karşılık ama reddediyoruz. İlk defa Hintli ablaların , bize tahsis ettiği evimize döndiğümüzde gece olmuş , bu kadar hiç geç dönmemiştik plajdan , burada karanlık birden çöküveriyor , bizim oralar gibi dağlar bulunmadığından olduğunu düşünüyorum.Gece ne zaman oldu anlayamıyorsunuz.
Yarın sabah ayrılacağız artık bu ülkeden .Son gün bir ilk yapıp , gittiğimiz bir plaja tekrar gidiyoruz. Goa daki İlk günümüzde gittiğimiz Colva Plajına tekrar gidiyoruz. Bu kez ilk seferkinin tam aksi yönüne gidiyoruz. Plajın ucu bucağı gözükmüyor zaten. Kendimizi bir restaurant ın şezlonglarına atıyoruz. Tembel tembel yatıyoruz bugun. Restaurant ın Büyük bir Tepsiyle şezlongları dolaşarak sattıkları balıklardan , Aşağı yukarı 1 kg civarı, bir tanesini beğeniyoruz. Mangalda pişirilip istediğiniz saatte garnitür eşliğinde servis edilen balığın bize maliyeti (içeçekler dahil ) 600 rupi. Yiyemiyeceğimizi sandığımız balık yetmiyor bile çok taze ve çok lezzetli ancak Yaptığımız çips takviyesiyle doyuyoruz. Colva da yapılan birkaç alışveriş sonrası evimizdeyiz.
Goa – Mumbai , Mumbai – Riyad aktarma sı sorunsuz , Mumbai den kalkan Suudi Arabistan Havayollarının Kalkmadan Önce Pistte Durup , ekranlarında bizim çocukluğumuzdaki Trt nin inaç dünyasını andıran görüntüler eşliğinde dua okuyarak kalkması endişelendiriyor, acaba hava mı sakat yada pilot mu acemi soruma cevabı Riyad – İstanbul seferinde anlıyorum . Rutin uygulama burada aynısı gerçekleşiyor. İnişte Aeroloft ta Moskova’ya inerken ki alkış Kopmuyor tabi , Dualar sağlam..Riyad havaalanında 13 saat geçiriyoruz. Çoğunu ilk başlarda hacı kafilesi sandığım , sonradan insanların doğal kıyafetlerinin bu olduğunu anladığım kişilerin arasında , çoğu uykuda geciyor bu 13 saatin , havayolumuzun gece verdiği kumanyalarla açlığımızı gideriyoruz. Riyad havaalanı bakım halinde birçok işletme kapalı , zaten pahalı olduğunu düşünerek , Hurma dışında alışveriş yapmıyoruz.
EN ÇOK SORULANLAR
1- Hindistan gerçekten pis mi ?
Evet Hindistan gerçekten pis , temizlik anlayışları çok farklı , Hiç çöp kutuları göremiyorsunuz. Özelikle Varanasi İşler acısı . Ama Tabiî ki Tüm ülke aynı değil Özellikle gezdiğimiz Goa çok çok daha temiz …Varanasi de tüm pisliğine rağmen görülmeli hatta beni en çok etkileyen yer orasıydı , dünyada eşi benzeri olduğuna inanmıyorum işte beni de bu kendine çekiyor.
2 – Hindistan dan Başka Gidilecek ülke mi bulamadın mı ?
Tüm gezginlerin gitmeyi düşündüğü ülkelerin en başında gelir Hindistan , eğer dünyayı gezmeyi planlıyorsanız listenizin en başlarına koymalısınız. Yurtdışına ilk çıkacaklar için önerilmeye bilir veya genç yaştakiler için ama mutlaka görülmeye değer.
3 – Tekrar Gidermiyim ?
Gitmeden önce tekrar gideceğimi düşünmüyordum , Çünkü gezilecek okadar çok ülke varken tekrar tekrar aynı ülkeye gitmenin saçmalık olduğunu düşünüyordum. Ama dönünce aynı fikirde değilim , 2. planı hazırlamaya başladık bile Çoğrafi olarak çok geniş olduğundan özellikle zaman dolayısıyla gidemediğimiz Amritsar , Dramsala , Haridwar , Khajuraho , Kerela bölgesine 2. kez gitmeyi planlıyoruz.
Başka sorularınız varsa yanıtlamaya hazırım , dersime çok iyi çalıştım , sorularınızı bekliyorum.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

6 yorum:

Ender Boz dedi ki...

Arkadasim elinize saglik, hic usenmedem okudum. gezeli baya olmus fakat anlattiklariniz cok gercekci ve faydali olmus.

Nihat köklü dedi ki...

Çok Teşekkurler ilk yazımdı hiç üşenmeden uzun uzun yazmıştım... :)

Şahinde Bakırcı dedi ki...

Merhaba gitmeden önce herhangi bir aşı oldunuz mu?

Nihat köklü dedi ki...

Defalarca gitmiş hatta Hindistan ile ilgili kitaplar yazmış, Zafer Bozkaya'nın (Gidecekseniz mutlaka kitabını almanızı öneririm) tavsiyesi üzere hiçbir aşı olmadık, onanı da duymadık, herhangi bir sorun da yaşamadık.

Ayşegül Yeniay dedi ki...

Hep hindistana gitmeyi orayi gormeyi istemisimdir firsat buldukca arastryorum okudum her satirinda okudukca mutlu oldum yasamis gibi hissettim.gitme konusundaki dusuncem daha buyuk bir sevkle artti tesekkurler paylasiminiz icin

Nihat köklü dedi ki...

Zahmet edip okuduğunuz için Ben teşekkür ederim, AyşegüL Hanım :)

Yorum Gönder