MALEZYA
Asya'da
Tayland’ın hemen altında Singapur’un Hemen üstünde yer alan bir ülkedir.
Malezya.’dan Singapur
1965 yılında ayrılmıştır. Endonezya
3. komşudur. Ayrıca batıdan Andaman Denizi, doğudan Güney Çin Denizi'ne kıyısı vardır. Ülke coğrafi
yönden Batı Malezya ve Doğu Malezya
olmak üzere, denizle 2 bölgeye ayrılır. Nüfus 30 milyon civarıdır. %55 Müslüman
,%25 Budist , %10 Hıristiyan, %7 Hindu ‘dur. Yüzölçümü, ülkemizin yarısından
biraz azdır.
30.06.2014 – Dalamandan
başlayan yolculuğumuz neredeyse
 |
Oriental
village (alışveriş köyü) |
başlamadan bitiyordu. Bir kızgınlıkla aldığım,
İstanbul biletlerimizin yanlış olduğunu Havaalanına gelince Öğreniyoruz.
Malezya Uçağımız Atatürk’ten kalkıyor biz Sabiha Gökçen’e iniyoruz. Neyse ki baldız ve eşi
imdadımıza yetişiyor,
bizim havaalanı transfer işimizi özel araçlarıyla gerçekleştiriyorlar.
Atatürk’te mekânımız
belli ‘’İş bankası Lounge’’ Bu kez kart
değiştirmek zorunda kalıyoruz. Artık Maximiles
 |
Sky bridge |
Select kartına ücretsiz Lounge
hizmeti. Neyse ki önlemimizi almış kart değişikliğine gitmiştik. Hemen boş
mideler dolduruluyor, boş çantalara yolluklar yapılıyor, biraz ücretsiz
internet, ve tabii ki olmadan olmaz ,yanında 5 bardakta Votka takviyesi , Ama
saati unutmuşuz koşa koşa zor yetişiyoruz uçağımıza ,Bu tatilde bir şeyler oldu
bana , O kadar fazla rahatım ki anlatamam. Zaten Malezya Uçağı Yeni Kaybolmuş
ve hala bulunamamış bizimkide kaybolursa kahramanlık Şansı elimize gelmiş değerlendiririz
deyip dalga geçiyoruz.
 |
Payar Adası |
 |
Payar Adası |
 |
Payar Adası Feribotu |
 |
Nesli Tükenmekte Olan Deniz Canlıları |
 |
At Nalı Yengeci |
 |
Lamgkawi Balık Kartalı |
 |
Köpekbalığı Dalışı |
Biletlerimiz Gidiş Dönüş,
İstanbul – Kuala Lumpur , Kuala
Lumpur – Singapur , Ama biz 2. uçuşu kullanmayıp Kuala Lumpur’da İneceğiz.
Garip Ama böylelikle Bilet daha ucuz. Malezya Hava Yolları gerçekten mükemmel,10
saatlik bir uçuşta 4 – 5 kez ikram veriyorlar. Artık Patlayacağız, Karnım da
gözümde
doyuyor, İçki de sınır tanımıyorum artık iyice yüzsüzleştim alkolün
verdiği rahatlıkla her gördüğüm hostesten istiyorum, sağ olsunlar alkol
komasına girmemde bir sakınca görmemiş olacaklar, beni kırmıyorlar. Ama sonuçta
uçuşta ikramlarda Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur Havalimanında sona eriyor.
Hava limanı devasa büyük, pasaport kontrole raylı sistemle ulaşıyorsunuz.
Ülkeye girişlerdeki form eziyeti Malezya’da yok, Pasaport’tan çıkmamız bu
sayede çok kısa sürüyor, Sonra yine başka raylı sistemle 2. terminale
geçiyoruz. Bu terminali Malezya’nın ucuz havayolu Airasia kullanıyor, Birçok
ülkeden yüzlerce noktaya uçan Airasia’dan çok komik fiyatlara bilet bulmak
mümkün. Bizim rotamız Kuzey Malezya’da Tayland sınırına yakın bölgedeki Penang
adası. Uçağımızın kapısını bulmakta epey
zorlanıyoruz. Terminal çok katlı ve
her katta sadece o kattaki uçuş bilgileri mevcut, biran panikliyoruz. 2. bir
Sabiha gökçen olayı mı yaşadık diye neyse ki görevliler yardımcı oluyor, kapıya
ulaşıyoruz. Biraz uyku biraz internet derken 2 saati aşkın bir zaman
geçiveriyor. Langkawi uçuşumuz yarım saat sürüyor. Havalimanı çok küçük,
çıkışta tur ofisleri var ve sizi çağırıyorlar resmen pazaryerindeymişiniz misali
ama onlara kanmayın. Bizim yaptığımız hataya düşmeyin, Dışarı çıkın ve taksiye
binin, Havalimanından çıkıştaki taksilerde dolandırılma şansınız yok sabit
fiyat ve oldukça hesaplı 20 tl gibi bir fiyata adada istediğiniz yere
gidebilirsiniz.
 |
Mangrow Ormanları |
 |
Yarasa - Mağara |
01.07.2014 . Langkawi : 20
Saattir yollarda ve doğru dürüst uyku
 |
Halk Dilinde Küçük Timsah |
uyuyamamamıza rağmen uçaktan iner inmez
ilk hedef Langkawi’nin ünlü teleferiği ,
Teleferik havaalanından Taksi ile 15 – 20 dakika mesafede . Teleferik, Oriental
village (alışveriş köyü) , Sky bridge (Hava Köprüsü) ve Telage Tuluğ Şelalesini
kapsayan bir kompleks. Langkawi vergiden muaf, özellikle içkiler çok çok ucuz
bu adada, Çok yorgun olduğumuzdan, alışverişi değil zamanımızı teleferik
gezisinden yana kullanıyoruz. Alışveriş Köyü görülmeye değer çok güzel dizayn
edilmiş, Teleferik yolu içinden geçtiğinden, görüyorsunuz bu güzelliği. Teleferik bileti 25
tl civarı, teleferik maximum 6 kişi alıyor ve biner binmez tırmanmaya başlıyor.
700 mt yüksekliğe sizi 3 dk gibi bir zamanda çıkarıyor. Gerçekten altta manzara
mükemmel, tek sorun sıcak ve dayanılmayan bunaltıcı nem. Yukarı çıktığımızda
terden yıkanmıştan farksızdım. 2 parkur var, ortada durup aşağıyı resimledikten
sonra 2. Bir teleferikle daha yukarı çıkabiliyorsunuz. Bu 2. Parkurda fiyata dâhil.
Gerçekten görülüp denenmesi gereken bir tecrübe şiddetle tavsiye edilir.
Teleferikte 1 Saat kadar zaman geçirdikten sonra şelalenin yolunu tutuyoruz.
Biz şelaleye araçla gidiyoruz ama yürüyerek de 15 -20 dk’da ulaşabilirsiniz.
Tabi ki araçtan iner inmez ulaşamıyorsunuz biraz merdiven çıkmalısınız.
Yorgunluk, uykusuzluk, birde sıcak ve nem eklenince iyice katlanılmaz olsa da
bu merdivenler, Şelalenin buz gibi suları serinletiyor ve unutturuyor bu
eziyeti. Şelale öyle çokta görülmesi gereken bir yer değil aslında ama taa
buralara gelmişken şelalesini de görmeden dönmeyelim diyoruz. Şelale yolu orman
içinde küçük patikanın merdivenleri şeklinde, ülkenin her yeri ormanlarla kaplı
zaten, yolda ülkenin kocaman akrebiyle de tanıştıktan sonra, 2 saat kadar süren
tüm gezimizi bitirip aracımıza atlayarak Cenang Beach bölgesindeki Guesthause
Gecko’ya yerleşiyoruz. Tüm tatil boyunca herhangi otel ayarlamadık.
İnternetteki fiyatlar abartılı geldi. Sadece fiyatı uygun birkaç hostel veya
Guesthause ismi kayıt etmiştim. Şoförümüz gösterdiğim bu isimlerden, Gecko’yu
tavsiye ettiği için oraya yerleşiyoruz. 2 kişilik odada, gecelik fiyatı 30 tl
civarı, 3 gece burada konaklayacağız. Duş, wc, klima yerine tavandan vantilatör. Ahşap
Bungulow tarzı ama Olimpus’dakiler gibi lüks değiller.
Gece biraz
dinlendikten sonra sokağa atıyoruz kendimizi, Turistik bir kasaba şeklinde ama
çok kalabalık değil. Kapalı birçok işletme görüyoruz. Ya Ramazan ayı içinde
olmamız, ya da dolu sezon olmayışı bilemiyoruz. Seyyar satıcılardan karnımızı doyuruyoruz. 2
kişi 15 TL gibi bir ücrete bazen de yediğinize veya satıcıya göre, daha ucuza
karnımızı tıka pasa doyuruyoruz. Ben balık ve tavuk ağırlıklı besleniyorum, ekmek
yerine alınan pilavı dahi almayı gerek duymuyorum. Bu Uzakdoğuluların yağsız tuzsuz pilavlarına
alışamadım bir türlü. Karnımızı doyurduktan sonra yarın ki tur planımızı
uygulamak üzere Turizm şirketlerini dolaşıyoruz. Biz AB turu tercih ediyoruz
fiyatları diğerlerine göre gayet iyi.
02.07.2014 Langkawi –
Payar Adası Dün gece kişi başı
120 ringit’e aldığımız bu tur için otelimizin önünden sabah saat 8’de
alınıyoruz. Minibüslerle sizi Feribot iskelesinin bulunduğu Koah’a teslim
ediyorlar. Bu minibüs yolculuğu yarım saat sürüyor. Bir yarım saat kadarda
iskelede bekledikten sonra deniz otobüsleriyle Adaya doğru yola çıkıyoruz. Koah
aynı zamanda adanın da simgesi olan Devasa kartal heykelinin bulunduğu bölge.
Bu tura katılanlar bu yarım saatlik bekleme süresinde rahatlıkla balıkçı
kartalı heykelini resimlendirebilir. Zaten turda gitmeyen bir biz varız. Heykel
özellikle Beşiktaş taraftarları için bulunmaz nimet, fakat biz Ayfer’in kusma
nöbetleri devam ettiğinden gidemiyoruz. Bebek bensiz giderseniz, rezil ederim
edasında durmadan bastırıyor içerden. Deniz otobüsünün hızına rağmen adaya
ulaşmak 2 saat gibi bir zaman alıyor. Turun pahalı olmasının nedeni de bu
uzaklık. Adaya ulaşır ulaşmaz herkese zorla can yeleği giydiriyorlar. Sonra
snorker ve gözlük veriyorlar. İnternette köpekbalığı adası, köpekbalıklarıyla
dalış turu gibi terimleri okuduğum için bu tura katılmış olsam da burada bu
turun adı Şnorkel ve köpekbalığı garantisi yok ki ismi geçmiyor.
Emniyet kemeri misali sıkıyor beni bu can yeleği kumsala iner inmez atıyorum
bir kenara, tur sonunda anlıyorum bu yaptığımın ne kadar pahalı bir hareket
olabileceğini, 2 genç şnorkel ve yeleğini kaybettiği için tur parası kadar ceza
ödüyorlar. İyi benimki tur sonunda attığım yerde duruyor. Sadece ben varım bu
yelekten sıkılan, tüm Uzakdoğulular yelekleriyle yüzüyorlar. Nasıl batacağız da
bu dalışı yapacağız bu yelekle deyip vazgeçiyorum ben. Sanırım bu Uzakdoğuluların
çoğu yüzme bilmiyor ondan deniz turizmi yerine durmadan kültür turizmi
yapıyorlar J Ada küçük ama kumsalı Marmaris’te ki Sedir
adasına benziyor. Göz kamaştırıcı, Adada 3–4 ayrı turun işletmesi var, her tur
sizi kendi işletmesine götürüyor. Bireysel gitmek sanırım mümkün değil. Açıkta
tüplü dalış yapan tekneler de mevcut. Ben adaya ulaşır ulaşmaz hemen atlıyorum
suya, rengârenk balıkların peşinden koşarken öğle oluveriyor. Kumsalda tüm şirketler
aynı anda yemek veriyor, Ve yemek fiyata dâhil. Ama menü zayıf, Tavuk, pilav,
elma, küçük bir kek parçası, su dan ibaret. Millet yemeğe dalıp kumsal bir anda
boşalmışken. Ben yiyemediğim pirinçleri avucuma alıp denize atlıyorum, Ayfer’in
Öğretmen edasıyla yapma bağrışlarına rağmen. Bir anda çevrem koca koca
balıklarla doluyor. Balıkların çevresi de yavru köpekbalıklarıyla, Pilavın
lezzeti konusunda balıklarla aynı fikirde değiliz ki balıklar saldırıyor.
Aslında durmadan uyarıyorlar balıkları beslemeyin diye ama ben dinlemiyorum.
Pirinçleri vermiyorum elimde sıkı sıkı tutuyorum onlar saldırıyor. Ayfer’de
yukarıdan iskeleden bol bol resimlendiriyor, sonunda çektiğimiz fotoğraflar bu
tur için verdiğimiz paraya değiyor.
03.07.2014 Langkawi –
Mangrow Ormanı Ve Klim Turu : Saat

9:00 da yine otelimizin önünden alınıp,
Teknelerin kalktığı alana bırakılıyoruz. 15-20 dakikalık bir minibüs yolculuğu
bu. 20 Kişiye kadar yolcu alabilen bu surat tekneler, arkadan takmalı bot
motorlarına sahip. Bizim tekne 18 kişilik ve 110 beygirlik 2 adet Yamaha motora
sahip. Yani deniz üzerinde uçmak için resmen çift kanat takmış gibiyiz. Tekneler
klasik uzak doğu tarzı, ince uzun hafif ama Tayland’ta gördüklerimizin aksine
dizel değil benzinliler. Turu aldığımız firmayla ilgili endişelerimiz vardı.
Çünkü fiyat epey ucuzdu ama tura çıkınca bu endişemizin yersiz olduğunu
anlıyoruz. Tüm firmalar aşağı yukarı aynı teknelerde benzer işler yapıyor.
Sadece bazıları yemekli olduğundan daha pahalı ve 1 – 2 saat arası daha uzun
sürüyor. Biz özellikle yemeksiz olanını seçiyoruz ki öğleden sonra da diğer
Tura katılabilelim. Tekneye bindikten sonra ilk durağımız balık çiftliği
oluyor. Bu Çiftlikler klasik çiftlikler değil. Kanallara şamandıralar ve ağlar
yardımıyla yapılan bu çiftlikler de, nesli tükenmekte olan balıklar yengeçler yetiştirilmekte,
çiftlikten çok küçük hayvanat bahçesi havasında, ilginç balıkların konulduğu
havuzlarda teker, teker fotoğraf çektiriyoruz. Nesli tükenmekte olan at nalı
yengeçler gerçekten çok ilginç. Yengeçlerden ayrılır ayrılmaz kanalda tekne
turumuz devam ediyor. Dalyan’da tekne turu yapar gibiyiz. Kullanılan Tekne
dışında ki en büyük fark sazlıklar yerine kökleri 1metreden fazlası dışarıda
olan mangrov ormanları mevcut. Bazen sizden yiyecek bekleyen maymun kabilesine
denk geliyoruz. Bazense Malezya dilinde küçük timsah olarak geçen, timsah
boyutunda dev kertenkelelere, Bir ara teknemiz ünlü balık kartallarını beslemek
için duruyor. Bir kova balık döküyor kaptanımız. Yüzlerce kartal, sizi bekliyor
orada zaten, avcılığı bırakıp beleşçiliğe alışmışlar keratalar. Dalyan’daki
Caretta Carettalar gibi. Sonraki durağımız yarasa mağaraları, Mağaralardan
geçip kayalarda asılı milyonlarca yarasa görüyorsunuz. Mağaralara giriş 1
ringit, el feneri kiralarsanız 2 ringit ödüyorsunuz. Bu giriş ücreti yasal
olmasa gerek ki çoğu kişi ödemiyor. Ya da görevliler işlerini çok ciddiye
almıyor. Kendilerini fener kiralamaya şartlamışlar. Mağara gezisi yarım saat
kadar sürdükten sonra tekneye dönüyoruz. Teknede can yelekleri giymemiz için
uyarılıyoruz. Çünkü artık sürat zamanı, İlk kanalın denize döküldüğü alana
ulaşıyoruz. Burada lüks katamaranlar, yatlar karşılıyor bizi, kanal üzerindeki
restaurantlar için demirlemişler. Ben buraları incelerken birden kendime
geliyorum dalmışım ve kaptan tam yol ileri vermiş bile, sürat her zaman felaket
getirmiyor aksine bu kez zevk veriyor. Bu turla bu zevkleri tatmanın bedeli 50
ringit. 15 dakika kadar denizde tam yol ileri gittikten ilk başladığımız yere
geri dönüyoruz ve turumuz sona eriyor.
Island Hopping : Bu turumuzun başlama saati 02.00 , Ajentanın

ofisinde yarım saat kadar
bekledikten sonra otobüs ile teknelerin bulunduğu başka bir iskeleye
götürülüyoruz. Sabah ki teknelere benziyor buradaki teknemiz de, sadece farkı motorları,
bu sefer ki oyuncağımız 200 beygire sahip. Teknede bu sefer 20 kişi kadar
varız. Bu turda ilk durağımız ya da ilk adamız,
çevresi dağlarla çevrili, dağların ortası da gölet, küçük ama ilginç bir
ada denizin ortasında resmen dağlar, deniz suyundan tatlı suyu saklamış. Burada
ki göllete ulaşmak için tekne adaya yanaştıktan sonra, bir süre ormanlık
alandan yürüyüp, dağı aşmanız gerekiyor. Ama 15 – 20 dk lık çabaya değiyor,
sonunda gördüğünüz manzara çok hoş. Epey terliyoruz buda göle girmek için güzel
bir sebep oluyor. Göl tertemiz. Burada deniz bisikleti kiralayabileceğiz ya da
yiyecek içecek alabileceğiniz, tek bir büfe mevcut. Tek olması ve ulaşımın çok
zor olduğundan fiyatın astronomik olması gerektiğini düşünmeyin, konumuna
göre, gayet ucuz, Soyunma odaları ve
Wc’lerde gayet temiz. Yerli yerleşim bulunmuyor sadece turistlik bir ada, 1
saat kadar zaman geçirdikten Sonra, Teknemize atlayıp tekrar kartal beslemeye
gidiyoruz. Sabah ki turumuzda

Gölde beslediğimiz kartalları bu kez deniz de
besliyoruz. Balık kovamız boşalır boşalmaz, başka bir adaya doğru giderken,
kaptanının hız gösterisine tanık oluyoruz. Resmen uçuyor bu aletler, dalga
olmadığından sürat teknesinin tam gücünü denemeden dönmüyoruz. Bu sefer ki
adamız başka bir güzelliğe sahip, afişlerden fırlama bu tropikal adada da,
yaşam yok. Burada da büfe olmasına rağmen giyinme odası wc vs yok. Ama ıssız
ormanlar var. Tüm yolcular başka bir yöne dağılıp ormanın içinde kaybolunca
bende bir yön seçip, çalılıklar ardında değiştiriyorum üzerimi, Ama teknemizde
tanıştığımız 2 Koreli’nin üzerini değiştirmek için hiç çaba sarf etmediğini
görüyorum. Orta yerde işlerini görüyorlar. 1 ay kadar Türkiye’de lermiş ve
neredeyse tüm ülkemizi gezmişler. O kadar sıcak davranıyorlar ki bize, önümüzde
çırılçıplak soyunmaları bile onları çok sevmemizi etkilemiyor. Ülkemizi çok
sevdiklerini söylüyorlar bize her fırsatta, benimse kırışık vücutlarından
hoşlanmadığını söylemeye dilim varmıyor bir türlü J
Bu adada da 1 saat yüzme molası verdikten sonra sürat
teknemize atlayıp aynı yoldan geri dönüyoruz. Turun bitiş saati 17.30
Akşam sokakta gezerken İstanbul restaurant’a rastlıyoruz.
Sahibi Adanalıymış, kısa bir muhabbet ediyoruz. Yurt dışında rastladığımız tüm
Türk işletmeciler gibi bu arkadaşta çok sıcak davranmıyor. Bizde çok muhatap
olmayıp oradan ayrılıyoruz. Yolda bir de İstanbul Otel görüyoruz, aynı kişiye
ait olabileceğini düşünüp o tarafa çok bakmıyoruz bile. Langkawi’nin Cenang
bölgesinin Plaja paralel tek bir ana caddesi var. Bu caddeyi bir baştan diğer
başa 2km kadar yürüyoruz. Benim dikkatimi çekenler içki dükkânları Ayfer’in
favorisi ise giysi dükkânları, Bu kez ben Ayfer’den hızlı davranıp, sonradan
başıma Singapur girişinde bela olacağını bilmeden 2 şişe viski alıyorum. Eğer
karadan Singapur’a girecekseniz sakın benim yaptığım hatayı yapıp ucuz diye
Singapur’a içki sokmaya kalkmayın, cezası çok pahalı.
04.07.2014 Langkawi -
Penang: Burada ki son günümüzde Ayfer’in tüm tatillerde olduğu gibi, Türk
kahvaltısı krizi tutuyor. Marketten kaşar, Manavdan domates biber, Pastaneden
de bulduğumuz ekmekle, Soğuk sandviç, resepsiyondan da çay takviyesi
yapıp, krizi yatıştırıyoruz. Bu gariban
kahvaltısının maliyeti çok da ucuz değil bu ülkede. Kahvaltı sonrası Cenang
bölgesinde bulunan Asya kıtasının en büyük akvaryumuna ziyarette bulunuyoruz.
Ama umduğumuzu bulamıyoruz. Kötü değil aksine güzel fakat Asya’nın en büyüğü
olunca beklentiler çok yüksek oluyor haliyle, Sonra da kaçınılmaz düş kırıklığı
yaşıyoruz. Tüm akvaryumu 1 saat bile sürmeden dolaşıyoruz. Hatta çıkışa kısa
zamanda ulaşınca acaba bir şeylerimi atladık diye tekrar geri bile dönüyoruz.
Ama maalesef atlanan yok.
 |
Akvaryumun En ilginç Hayvanı Dikenli Bir Kaplumbağa |
Akvaryum çıkışı taksiye atlayıp, Koah’a gidiyoruz. Burası
Langkawi’nin merkezi, aynı zamanda feribot iskelesinin ve Kartal heykelinin de
bulunduğu yer. Taxi 30 ringite götürüyor, biletinizi ajentalardan alırsanız,
size ücretsiz servis sağlıyorlar. Ama biz Penang biletlerimizi, Şnorker turuna
çıktığımız gün kendimiz aldığımız için Kuah’tan, kendi imkânlarımızla gitmek
durumundayız. Langkawi – Penang, bu 2 ada arası feribot(denizotobüsü) biletimizi, 68 ringite almıştık. Günde
karşılıklı 3 sefer var.( 10:30, 14:30 ve
16:30) feribot ile 3 saate yakın sürüyor. 50 kişiyle kalkan feribot yolda başka
bir adaya uğrayıp, müşteri sayısını 150 ye çıkarıyor. Feribotun kalkış
saatinden yarım saat önce orda olup cheking yaptırmanız isteniyor. Ama biz 1
saat önce orada olmamıza rağmen hiçbir işlem yapılmadan, son dakikaya kadar
bekletilip sonra içeri alındık. Boşuna erkenden gelmişiz. Deniz otobüsü kalkmadan, Langkawi kartalının önünde
resim çektirerek oyalanıyoruz. Bu devasa heykel özenerek yapılmış, Gerçekten
görülmeye değer.

Penang iskelesine yaklaştığınızda anlıyorsunuz. Langkawi’ye
göre çok daha büyük çok daha gelişmiş bir yer.
Langkawi Fethiye ise, Penang İzmir. Feribot George Town bölgesine yanaşıyor.
George Town ada olmakla birlikte anakaraya tam 13,5 km uzunluğunda bir köprüyle
bağlı. Biz bu bölgede Love Lane caddesinde kalacağız. Taksiye atlayıp caddeye
ulaşıyoruz. Valizleriniz çok değilse taksiye hiç gerek yok 10 dakikalık yürüme
mesafesinde çünkü. Bu cadde baştan, başa ucuz konaklama yerleriyle dolu, biz 2
kişi 85 ringit’e anlaşıyoruz Guesthouse’ımızla. İsmi gibi Eski bir bina, Old
Guesthouse, fakat gayet temiz ve güzel bir mekân. Wc, banyo, mutfak ortak
olması sizce sorun değilse kesinlikle tavsiye ederim. Hatta akşama kadar çay
kahve ücretsiz Ve 24 saat sebil hizmetinizde J Kaldığımız tüm mekânlar gibi burada da
internet var, yok kardeşim benim bilgisayarım diyene 2 de masaüstü bilgisayar
da koymuşlar, çok ta iyi etmişler, şu internetten ben başka türlü zevk
alamıyorum. Parmaklarım klavyeye ille de, dokunacak.
05.07.2014 Penang George Town : Sabah erkenden
kalkıp, saat
8:00’da başlayan açık büfe kahvaltımıza katılıyoruz. Hayal
kırıklığına uğrasak ta bu ücretsiz ikramı es geçmiyoruz. Tereyağı, 3 kavanoz
reçel, 20 dilim ekmek, bir tabak karpuz, çay ve kahve makinesi koyup tüm
müşterilerin kahvaltı etmesi beklenmiş olacak ki, ben zaten büfenin 3 te birini
tüketip, Ayfer’e bulaşıkları bırakıp oradan sıvışıyorum. Bulaşık yıkamak
Guesthouse’ların genel kuralı, ucuz etin suyu … işte :)
 |
Kek Lok Si Tapınağı |
Bugün ki ilk hedef Kek Lok Si Tapınağı, yürüyerek otobüs
durağına gidiyoruz. Buradan otobüslerle ulaşabiliyoruz ancak bu tapınağa,
Gördüğümüz en görkemli Çin tapınağı, Fakat otobüsten indikten sonra ulaşım yolu
çok dik ve sıcakla dayanılmaz olabiliyor. Sabah erkenden burası için yola
çıkmamız çok akıllıca olmuş. Kendi
 |
Kek Lok Si Tapınağı |
düşüncemiz değildi Dün feribotta
tanıştığımız bir Malezyalının önerisiydi, iyi ki dinlemişiz. Sabah olmasına
rağmen yine de kan ter içinde kalıyoruz. Sabah olmasına rağmen çok kalabalık,
bizim gibi turist fakat Uzakdoğular çoğunlukta. Yerli Çinli nüfusla, dışarıdan
gelenleri ayıramıyoruz. Ülkenin %25 i zaten Çin asıllı ve bu Çinli nüfusun çoğu
maddi durumu iyi ve şehirlerde modern yaşıyorlar. Malaylar ise ağırlıklı olarak
köylerde yaşıyorlar. Sonraki halk ise Hint asıllılar, Onları da İngilizler,
sömürge döneminde, ülkeye çalıştırmak için getirmişler. Malaylar bize çok daha
sıcakkanlı, insani olarak cana yakın, sevecen, yardımsever geliyor. Hintliler
ise aynı ülkelerinden gördüğümüzden farksızlar, Çinliler daha kültürlü, hatta
Müslümanlardan daha özgür (Malaylar Müslüman olduğu için devlet tarafından
birçok kısıtlamalara maruz). Olmalarına rağmen bize Malaylardan daha soğuk
geliyorlar. Fakat Her Müslüman halk gibi, Malaylara da birileri temizlik dersi
vermeli.
Kek Lok Si tapınağı dar bir merdivenin sağı solu hatta
yukarısı, her türlü ürünün satıldığı tezgâhların bulunduğu, yüzlerce satıcının
ekmek kapısı haline gelmiş. Tapınak bunca eziyete rağmen gidilip görülmesi
gereken bir yer. Fakat 2 bölüme ayrılmış, ilk bölüm ücretsizken 2. Bölümden
ücret alınıyor. Tapınağa gelir sağlamak için yapılan bu uygulamada, İlk bölümü
gezdikten sonra paralı kısımda ilk kısımdan farklı ne vardı anlamak güç. Geldiğimiz
yoldan tekrar merkeze geri dönerken, Yolda 2. Dünya savaşında, kamyon iten
askerleri anlatan heykeli görüyoruz. Askerliğimi şoför olarak yaptığımdan olsa
gerek çok ilgimi çekiyor ama otobüs durmadığı için sadece içerden resimlemekle
yetiniyorum.
Bugün ki 2. Durağımız Penang Hill, 1800 lü yılların sonunda
 |
Penang Hill |
yapılmış bir füniküler hattına sahip, deniz seviyesinden 830 mt. Yükseklikte
bir tepe. Bu tepeye çıkmanın tek yolu bu eski füniküler hattını kullanmak. Tabi
ki hat eski olsa da, vagonlar modernize edilip yenilenmiş. Bu eski hattı
kullanmanın bedeli 30 ringit. Tepe sıcak ve nemden biraz da olsa uzaklaşmak
adına iyi bir mola oluyor. Yukarıda bir camii ve küçük bir Hint tapınağı var.
Camii nin turistlik bir özelliği yok, Hint tapınağı küçük de olsa, görmeyenlere
bilgi niteliğinde. Penang tepesinde biz ancak yarım saat kadar durabiliyoruz.
Zamanı bol olanlar daha fazla zaman geçirebilir. Hatta piknik dahi yapabilir.
Yerli halktan bu amaçla gelenlere tanık oluyoruz. Otele döndüğümüzde saat 2:00 i çoktan geçmiş. Duş alıp
tekrar atıyoruz kendimizi sokağa, ilk
olarak feribottan indiğimiz tarafa doğru ilerliyor ve karşımıza çıkan saat
kulesini resimlendiriyoruz. Sonra hemen arkasındaki Cornwallis Kalesini
resimlemeden olmaz diyoruz. Topların üzerinde denize nişan alırken terliğimden

oluyorum. Emektar arkadaşım yırtılıyor. Tek tekerlekle devam ediyorum bir süre,
bu durum planımızı sekteye uğratmıyor ama nasıl olsa yol üzerinde denk gelir
diyerekten bir sonraki duruğa doğru devam ediyoruz. 19. Yüzyılda İngilizlerin
inşa ettikleri devlet binaları hemen kıyı kesiminde, Penang kurucusu Francis
mezarını da görüyoruz. Penang müzesine giremiyoruz kapanmış. Oradan Chinatown’a
gidelim derken Hint mahallesinde buluyoruz kendimizi, Burada her türlü satıcı
var. 1 saati aşkın yalınayak gezmem hoşuma gitmiş olacak ki, satıcılarla sıkı
pazarlık yapıyorum ama benim mecburiyetimi anlamış olacaklar
ki anlaşamıyoruz.
Çok rahatım nedense, Hindistan’da iyi öğrendim ben bu halkla pazarlığı, sen
fiyatını söyle oradan usulca uzaklaş onlar sana yaklaşsın, bunlar kendi
memleketine gitmemiş sanırım öğrenememişler bu konuyu,
neyse girdiğimiz 3. Dükkândan
alıyoruz idareten bir terlik, (O kadar idareten almışım ki şuan evde Wc’de bile
giymiyorum). Mecburi Alışveriş sonrası Çin Mahallesine atıyoruz kendimizi, ilk
Khoo Kongsi yani Khoo ailesinin evini geziyoruz. Tapınak sanıyoruz ilk ayırt
etmek güç en azından bizim için. Sonra ki duraklar Kuan Yin Teng ve Sri
Mariamman Hindu tapınakları oluyor. George Town’da gezerken sokaklarda birçok
duvar resimlerine rastlıyoruz, ünlü bir ressamın yaptığı bu resimler tüm şehrin
çeşitli yerlerine konulmuş ve bu resimlerin bulunduğu yerlerin işaretlendiği
haritalar oluşturmuş. Bu resimleri ellerindeki haritalarla bulmaya çalışan
birçok Uzakdoğulu Turist’e rastlıyoruz. Zaman olsa gerçekten zevkli bir
etkinlik, Çünkü resimler çok başarılı ve etkileyici. Son durağımız ise hemen
otelimizin yakınında bulunan Kaptan Keling Camii. Sonra sı da Akşam karanlığı
basıyor ve bu yorucu ama dolu, dolu gün sona eriyor. Gece hayatına aslında
sadece Penang ta tanık oluyoruz. Ama Pilimiz tükenmiş durumda, onun için
sokaktan tezgâhlardan karnımızı doyurup doğru yatağın yolunu tutuyoruz.
06.07.2014 Penang –
Kuala Lumpur: Dün otelden aldığımız
 |
Batu Mağaraları |
 |
Batu Mağaraları |
otobüs biletimizle evet yanlış okumadınız
oteller satıyor otobüs biletini, hatta sabah servis ile sizi kapıdan alıp
otogara teslim ediyorlar. Tabi ki bu işin ekstra bir bedeli var. Ama zaman
sıkıntımız olduğu için otogara gidip bilet almak ile uğraşmıyoruz. Penang –
Kuala Lumpur, 5 saatlik bu otobüs yolculuğu için 38 ringit ödüyoruz. Tüm
Uzakdoğu ülkeleri gibi Malezya dada toplu taşıma araçlarında klimaları sonuna
kadar açtıklarından, siz siz olun yanınıza mutlaka uzun kollu bir şeyler alın yoksa
bu 5 saatlik yolculuklar donmanız için yeterli olur. İlk günler Langkawi’de bir
turda, otobüse ilk biz gelmiştik, dondurucu soğuktan bir nebze kurtulmak için,
otobüsün tavanındaki tüm klima havalandırmalarını kapatmıştık. Sanıyorduk ki
yolcularda bizim ile aynı durum da, fakat yanılmışız otobüse giren her müşteri
geldi kendi

havalandırmasını açtı tek kapalı bizimki kaldı neredeyse, Bu
insanlar soğuğa hasret olacak ki, yalancı soğuya bağımlı olmuşlar. J
Şehirlerarası otobüsler soğuk dışında geniş, rahat fakat bizim alışık olduğumuz
muavin, servis hatta yollarda mola gibi terimlerinin karşılığı yok. Sadece tek
bir şoförün bulunduğu bu otobüsler otoban çıkışında bir kez 5 dk. lığına
duruyor onu da anonstan değil otobüs boşalınca meraktan öğreniyorsunuz. Wc ler
ücretsiz çok temiz olmasa da mecburiyetten kullanılana bilinir.
Kuala Lumpur’da otobüsler Çin mahallesinin hemen karşısında
indiriyorlar müşterilerini. Bu durak Puduraya olarak adlandırılmış. Otobüsten
iner inmez o ünlü levhayı görüyoruz ‘Petaling Street’ Biz o levhanın değil de
bir önceki sokaktan dalıyoruz, Çin mahallesine ilk sorduğumuz otel 88 ringit
istiyor 2 kişi için. Bir sonrakinin fiyatı ise 85, Daha ucuz otellerde
mevcuttur muhakkak ama ilk baktığımız Showtown Otel, Çok güzel temiz hatta bize
göre lüx denilebilecek nitelikte, tabiî ki bize kendini çeken bunlardan hiç
biri değil. Kredi kartı kabul etmesi komisyonda talep etmemesi bizi kendine
aşık ediyor. Malezya’dan sonra Singapur’a geçecek olmamız, Singapur’unda çok
pahalı bir ülke olması, cebimizde ki nakitten çok kredi kartı harcamayı mecburi
kılıyor. Şimdiye kadar kaldığımız en Lüx mekanda 3 günlük odamıza yerleşip
kendimizi sokağa atıyoruz. Bugün ki planımızda Batu Caves (Batu
Mağaraları) var. Resepsiyondan bilgi
istiyoruz ama tüm gezimiz boyunca ilk defa konaklama yerimiz bize bilgi
aktaramıyor. Çinli otel sahiplerimiz, şehir hakkında hiçbir bilgiye sahip
değiller. Zaten yardım almak için Hostel ve Guesthause’lar bilgi yönünden çok
daha başarılı. Bizim için çok sorun değil notlarımızda zaten tüm bilgiler
mevcut, amaç sadece bilgilerin sağlamasını yapıp, muhtemel yerel tavsiyeler
almak fakat bu kez bunu başaramıyoruz.
Otelden çıkıp Pazar Seni Tren istasyonuna yürüyoruz. Çin
mahallesinden geçen bu yol 10-15 dakika kadar sürüyor. Tren istasyonuna
geldiğinizde metro hattına değil de, köprünün hemen karşısında ki KTM KMUTER
tren hattına geçiyoruz. Bu hattan direk tek biletle (2ringit) mağaralara ulaş
alabiliyorsunuz. Bilet sırası dönüşte de beklememek adına gidiş dönüş almak
mantıklı, trenler çok sık kalkıyor ve yarım saat gibi bir sürede son durak olan
Batu Mağaralarına ulaşıyor. Bu mağaralar çok geç keşfedildiğinden, dağ başında
ıssız bir yerde olduğunu düşünüyordum ki yanılmışım. Olayın içinde Hint geçer
de ıssızlık mümkün mü? Bir de bu yer Hint tapınağına dönüştürülmüşse… Batu
Mağaraları kireç taşından oluşmuş bir dağın üzerinde ancak 1878 yılında
keşfedilebilmiş ve sonrasında bölgedeki Hindular tarafından tapınak haline
getirilmiş. Tapınağa girmek için 272 basamaklı zorlu bir merdiven yolculuğu
yapmak zorundasınız. Tabi ki bu tırmanışı yapmadan girişteki dev Hindu
heykellerin önünde resim çekilmeyi ihmal etmeyin. Mağaranın içersinde ki
tapınaklar hala faal durumda ve yerel halk burada ibadetlerini yaparken
turistler de mekânı ziyaret ediyor. Mağaraya giriş ücretsiz olsa da ille de
ücret ödemek isteyenlere hemen yan tarafta başka mağara da var. Ama en büyüğü
ve görkemlisi ücretsizken diğerine girmenin pek anlamı olmadığı düşünüp,
geldiğimiz yoldan geri dönüp, biraz Çin mahallesinde takılıyoruz. Akşamüzeri
Çin mahallesinde tezgâhlar açılıyor ve bu tezgâhlarda, Yiyecekten, giyeceğe,
takıdan, hediyeye aklınıza ne gelirse satılıyor. İyi bir pazarlıkla ucuz bir
şeyler almanız mümkün ama etiket fiyatları çokta cazip değil. Burada Türk bir
çiftle karşılaşsak ta konuşma şansımız olmuyor. Sonrasın da tezgâhlardan balık
ve tavuk kızarması alıp odamda mideme indirmek üzere otele gidiyoruz.
07.07.2014 : Putrajaya
Bugün ilk defa geç kalkıyoruz.Gece
Ayfer’in kusma nöbetlerine bir de benim
böbrek ağrım eklenince, odamız yoğun bakımdan farksız oluyor, Geç saatlere
kadar geçeceğini düşünüp yatakta kıvranıyorum ama bir yere kadar. Sonunda
dayanamayıp reception’a iniyoruz. Resepsionist’in tavsiyesiyle 24 saat açık
Seven Eleven Marketlerinden 2 farklı ağrı kesici alıyoruz. Aslında marketteki
elemanla anlaşamıyoruz, bize sadece ecza reyonunu göstermekle yetiniyor.
Buradaki ilaçlarda paket, kutu yok. Sadece birinin üzerinde başını, diğerinin
üzerinde, karnını tutan bir kişi resmi olduğundan ağrı kesici olduklarına karar
verip hemen satın alıyoruz. O kadar kötü durumdayım ki, fare zehri olsa içip
şansımı deneme
Taraftarıyım. Sansımdan ilaçlar işe yarıyor ve çok kısa
zamanda ağrılarım kayboluyor ve uyuyakalmışım. Uzak doğunun sonuna kadar açılan
klimaları ve sıcak ve bunaltıcı havası birleşip böbreklerimdeki taşı harekete
geçiyorlar. Bende her taşın ağrısında ilaçlardan yardım alıp ağrıları
geçiştiriyorum. Bugün ki planımız Putrajaya’yı gezmek. Burası şehrin 50km kadar
dışında, Kuala Lumpur’un Devlet binalarının ve Meclisinin de bulunduğu yeni ve
modern yerleşim merkezi. Buraya gitmek için, dün Penang’tan gelirken otobüsten
indiğimiz yerin hemen arka tarafında ki Mydın alışveriş merkezinin önündeki
otobüsleri kullanıyoruz. Buradan E1 otobüsüne biniyoruz. Putrajaya otobüs
garına gidip oradan tekrar şehir içi otobüslerine binmemiz gerekirken, biz
yolda doğru sandığımız bir yerde inip yürümeyi seçiyoruz. Tabi ki yanılıyoruz,
Devlet sarayı diye düşündüğümüz yere yarım saatte ancak ulaşıyoruz ama yanlış
adres, Buralar büyük görkemli binalara ve düzenli caddelere, ıssız ama geniş
yollarıyla şimdiye kadar gördüğümüz Malezya’dan çok çok farklı. Ayfer’in de
artan mide bulantısıyla, kendimize yanlış adreste biraz mola veriyoruz.
Geldiğimiz mekan, yabancı devlet adamalarının ağırlandığı bir saray, fakat
pasaportlarımız yanımızda olmadığından alınmıyoruz. Biran panik yapıyoruz
buralara boşuna mı geldik diye, sonradan görmemiz gereken Seni Perdana
bölgesinden uzak olduğumuzu anlayınca taksiye atlayıp, asıl görmemiz gereken
yere ulaşıyoruz. Dar’ül Ehsan Sarayı, Putra cami’yi resimlendirip 1 saat kadar
zaman geçirdikten sonra geri dönmeye çalışıyoruz ama çok kolay olmuyor. 1 saate
kadar otobüs bekleyip gelmeyince şehir içi otobüslerine binip otogara
ulaşıyoruz. Bu yolculuk sayesinde tüm Pudrajaya’yı dolaşıyoruz. Gerçekten
Malezya’nın modern yüzünü anlamak adına görülmeye değer. Otogar da tekrar E1
otobüsüne binip geldiğimiz yere geri dönüyoruz. Sanırım bu hatta 2 farklı
otobüs çalışıyor, numarası aynı olmasına rağmen geldiğimiz otobüs ucuz olmasına
rağmen hem eski, hem daha kalabalıktı. Döndüğümüz ise pahalı olmasına rağmen
çok daha temiz ve yeniydi. Putrajaya şehir içi otobüsleri 0.5 ringitken, Kuala
Lumpur –Putrajaya otobüsü 3,50 ringit. Dönüşte yine Mydın alışveriş merkezinin
önünde indirildiğimizden içeri dalıyoruz. Buradan alışveriş yapabilirsiniz fiyatlar
epey uygun. Biz saat 10 da kapatıldığında ancak bırakabiliyoruz alışverişi.
Kuala Lumpur başkent olmasına rağmen şehirde hayat 12’de sona eriyor. Çin
Mahallesi dâhil gece her yer kapalı. Sadece Penang’ta görmüştük doğru anlamda
gece hayatını oda Çinli gençliğin tekelinde, bir oyuncak şeklinde.
08.07.2014 Kuala Lumpur : Burada ki son günümüzde,
gerçek


Kuala Lumpur’u gezme zamanımız geldi artık. Merkezde ki tüm müze ve
tarihi yerleri yürüyerek dolaşabiliyorsunuz. Mekanlar birbirine oldukça yakın.
İlk Ulusal Tarihi müzesi’ne gidiyoruz. En uzak mesafe burası olduğu için
seçiyoruz. Girişte askeri tank, helikopter ve trenin bulunduğu müzenin içinde
de Malezya’nın tarihini anlatan eserler mevcut. Müzeyi gezmek için çok fazla
zamana gerek yok. Biz müze bahçesindeki bir zanaatkarın telden yaptığı
hediyelik eşyalar başında epey zaman harcıyoruz. Fiyatları ucuz olmadığından
sadece izlemekle yetiniyoruz. Sonrasında Mescid Negara ve Masjit Jamek’i
geziyoruz. Bu camilere girmek için namazın bitmesini bekliyorsunuz. Girişte
isim ve ülkenizi deftere kayıt yapıyorsunuz. Size Rahibe elbisesi benzeri mor
renkli kıyafetler veriliyor, başınız dahil her yerinizi kapatmak zorundasınız.
Halkın çoğu Müslüman olmasına rağmen bu ülkede daha çok Hindu, Çin ve Budist
tapınakları geziyorsunuz. Sonra ki durak Sultan Abdul Samed veNegara Sarayı,
Sultanın Sarayı Şehrin en görkemli binası, İçerisini ziyaret edemeyip sadece
dışarıdan gözlemliyorsunuz. Siz siz olun gezeceğiniz yerleri sıraya koyun. Biz
bunu yapmadığımız için aynı yollardan defalarca geçiyoruz, hem zaman kaybı hem
de sıcakta epey yorucu oluyor. Sonra Sri Mahamariamman (Hindu) ve Sze Ya Temple gezmemiz gerekiyor ama artık
Tapınak gezmek Kabak tadı vermeye başladı bizde, Hindistan’da daha
görkemlilerini gördüğümüzü bahane edip geçiştiriyoruz. Ama yinede tapınakta
hayırseverler tarafından bozuk para ile yapılan yardımların, bir işçi
tarafından koca koca poşetler dolusu araçla zorla götürüldüğünü görünce, Din ve
para ilişkisini düşünmeden edemiyorum. Çok para var bu din işinde :)
 |
Meleka Hollanda Meydanı |
 |
Melaka Bisiklet ile Gemi Müzesi |
09.07.2014 Melaka
: Çin mahallesinden otobüs ile yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuktan sonra
ulaşıyoruz Kuala Lumpur Otogarına. Ülkenin istediğiniz yerine istediğiniz
saatte rahatlıkla bilet bulabiliyorsunuz. Bizde ilk bulduğumuz otobüs ile 2
saatlik bir yolculukla ulaşıyoruz Melaka’ya. Melaka Malezyada ki son durağımız.
Otogar Melaka’nın dışında olduğu için Şehir içi otobüsüyle ulaşıyorsunuz
Hollanda Meydanına. Bu meydan Melaka’nın kalbi olduğu gibi aynı zamanda
Simgesi. Melaka Çinliler, İngilizler, Portekizliler den başka bir dönem
Hollanda egemenliği altına da girmiş ve bu meydan onlardan miras kalmış. Eskiden
büyük bir liman kentiyken şuan küçük bir turistlik kasaba edasında kalmış.
Otobüsten meydandan indikten sonra otel arayışına girişiyoruz. Aynı otobüsten
birlikte indiğimiz Fransız çiftle birlikte, onların yer ayırttığı otele gitmeye
karar veriyoruz ilk, sonra Fransızların bu oteli bir türlü bulamaması ve
 |
Meleka |
 |
Meleka - Tiyatro |
yolda
bize denk gelen daha ucuz ve daha yakın bir başka otelde kalmaya karar
veriyoruz. Otelimiz çok kötü ama bir gece kalacağımız için, fiyatının hatırına
ses çıkarmıyoruz. Odamıza yerleştikten sonra doğru sokağa çıkıyoruz. Bizde
Hollanda meydanının o havasını teneffüs ediyoruz. Meydana bakan Belediye
Binasını ve Saat kulesini gördükten sonra gezilecek yerler yakın olmasına
rağmen, Melaka’nın olmasa olmaz 3 kişilik o süslü şoförlü bisikletlerinden
kiralayıp şehri keşfe çıkıyoruz. İlk Su çarkına gidiyoruz, hemen 200 metre
ilerdeki sonra yine Melaka’nın eski liman kenti olmasıyla buranın tarihin de
anlatıldığı, Müze haline getirilmiş eski ahşap gemiyi geziyoruz. Gemi müze
olduğu için giriş ücretli, Melaka küçük bir kasaba olmasına rağmen birçok müze
mevcut. Sonra kale kalıntıları tarihi toplar derken eski sömürge kulübü olarak
kullanılmış Villaya geliyoruz. Villanın hemen karşısında Gemi şeklinde yapılmış
açık hava Tiyatrosu da ilgi

çekici,Meydan da ki uçağı da pas geçmiyoruz,
Sanırım 2. Dünya savaşı zamanında kullanılmış, İlk çıkışımızdan, son noktamıza
gelmeniz aslında 10 dk lık bir mesafe ama bu kısacık mesafede o kadar çok
gezilip görülecek mekan var ki yarım gününüzü rahatlıkla buralar da
geçirebiliyorsunuz. Bisiklet turumuz sona erdiğinden İlk başladığımız noktaya
geri dönüp. Çin Mahallesini de yaya gezip Meleka ile birlikte Malezya gezimizi
tamamlayıp, Singapur’a geçiyoruz.